Julia beş yaşındayken boşandık. Artık ikimiz de sürdüremiyorduk; kırgın ayrılmadık ve birbirimize vefa ile bağlı kaldık. Julia’nın ihtiyaç duyduğunu apaçık hissettirdiği o korunaklı ortamı, ondan esirgemiş olmak acı verdi bana. Gertrud ve ben, birbirimize yakın ve sevecen davrandığımızda, Julia sudaki bir balık gibi yüzerdi aramızda. Kendi ortamını bulurdu. Aramızda bir gerginlik sezdiğinde, birimizi bırakıp ötekine koşar, bizim ne sevecen olduğumuzu, bizi nasıl sevdiğini göstermeye çabalardı. Bir erkek kardeş istiyordu ve herhalde daha çok kardeşi de olsa sevinirdi. Boşanmanın ne anlama geldiğini uzun zaman kavrayamadı. Onları ziyarete gittiğimde, hep kalmamı ister, o bana geldiğindeyse, Gertrude’u da getirmekte diretirdi. Ben yanlarından ayrılırken pencereden bakardı ve onun kederli bakışları altında arabaya binerken içimde bir şeyler kırılırdı. Ondan esirgediğimiz şeyin, onun yalnızca bir arzusu değil, aynı zamanda hakkı da olduğunu hissederdim. Boşanmakla onun bir hakkını çalıyorduk ve bunu birlikte yapmış olmamız suçumuzu hafifletmiyordu.