Atıl? Yetersiz? İçe Kapanık? Doppelgänger?
7/10
·336 syf.··
2026 17. kitabı
Macar asıllı İngiliz yazar David Szalay'ın kaleme aldığı "Beden" adlı roman, okuduğum andan itibaren bana değişik hissettiren bi eser oldu. Öncelikle kitabın arka kapağında yazan "Szalay unutulması zor bir yitik erkek portresi çiziyor." yorumu, aşırı doğru ve romanın ana fikrini oluşturuyor. Szalay, romanının temeline varoluşçuluk felsefesini koyuyor. Yani okumaya başlamadan önce bu konuda biraz fikir edinseniz, iyi edersiniz. Varoluş kavramı, ana kahramanımız olan bir erkek üzerinden sorgulatılıyor. Yazarımız bir erkeğin bedeninin işlevselliğinin farkına varışı, hazzın ilkelerini tanıyışı, yetişkinliğe erişerek kimlik arayışı, toplumsal normların baskıcılığı, geçmişten gelen travmaların yükü, yalnızlık, bir yere ait olamama gibi derin içerikli konularla çok katmanlı bir roman oluşturmayı başarmış. Yani sanki kitabı katman katman soydukça, her bölümde karşınıza psikolojik bir vaka çıkıyormuş gibi! Alt metinleri de dikkatli okuduğumuzda, Szalay'ın güçlü bir toplum eleştirisi yaptığını anlıyorsunuz. Istvan üzerinden artık demode kalmış ataerkilliğe, erkeğin iktidarına, insan ilişkilerindeki güç değişimine karşı bir isyan başlatıyor cümleleriyle... Böylelikle roman daha içselleşerek ve derinleşerek zihinde farklı sekmeler oluşturuyor. Travmalar bir erkeğin duyguları, seks ise bir erkeğin psikolojik açıdan yetersizliğini gözler önüne seriyor. Romanın en beğendiğim yanı bu oldu. Fazlasıyla karanlık bir roman bulacağınızı belirteyim. Szalay yalın bir üslup tercih etmiyor bir kere, cümleleri veya kelimelerine en az iki-üç farklı metafor, farklı eleştiriler yerleştiriyor. Bu da kaotik, karanlık, epik bir üslup oluşturuyor. Roman, durağan ilerliyor, ancak tam da psikolojik romanlara iyi gelen bir durağanlık bu. Kurgunun zamansal anlamda sıkıntıları var. Yani romanın içinde bir zaman değişikliği olduğunu birkaç cümle veya paragraf sonra anlayabiliyorsunuz. Bu da teknik sçıdan bir zayıflık yaratıyor. "Beden", 2025 Booker Ödülü'nü kazanmış bir kitap, jüri üyeleri onun karanlık bir roman olduğunu belirtiyorlar. Yabancı kaynaklarda okuduğum değerlendirmelerde, edebiyat çevreleri bu yetersiz erkek portresinin ve hazzın içine keyifle düştüklerini belirtiyor. Şimdiden yapımcılar, kitabın film haklarını alabilmek için görüşmelere başlamış durumda... Ana kahramanımız Istvan, 15 yaşında ve kasabaya yeni taşınmış bir gençtir. İçine kapanıktır, okulda sosyal bir çevre edinemez. Cinsellik konusunda utangaç görünür. Bir gün annesi, komşularının alışveriş torbalarını taşıması için Ostvan adına söz verdiğinde, Istvan için her şey değişmeye başlar. Annesinin yaşındaki bu evli kadın, her yardım edişinde Istvan'la konuşmaya ve işi cinselliğe sürmeye başlar. Aylarca birlikte yatarlar. Istvan aşık olduğunu düşündüğünde, kadın onu durdurur. Istvan çok sinirlenir ve kötü olaylar yaşanır. Hapisten çıktıktan sonra yeni yaşamına uyum sağlamaya çalışırken, iş bulamaz. Orduya yazılır. Orduda zor beş yıl geçirir. Sonrasında bırakmak ister, hayat Istvan'ı İngiltere'ye kadar sürükler. Londra günlerinde kapı koruması olur. Bir gece bir adamın hayatını kurtardığında, yaşlı adam Istvan'ın hayatını değiştirmeye başlar. Istvan'ya yatırım yaparlar ve bu yatırım, onun zengin bir aile olan Karl ve Helen'in özel şoförü olmasını sağlar. Zengin ama mutsuz bir kadındır Helen, Istvan'dan etkilenmeye başlar ve uzun zamanlar seviştikleri yasak bir ilişkiye adım atarlar. Kocası öldüğünde evlenirler, birçocukları olur. Istvan bu zenginlik içinde ne yapacağını bilemezken, içe kapanık bu adam için hesap ve dönüşüm vakti başlamıştır. Son bir yorumum var ki, bu konuda gerçekten içim doldu taştı. "Beden"de yer alan Istvan karakteri, bana fena halde Jack London'ın Martin Eden'i ile bağlantı kurdurdu. Bu bağlantı, net bir şekilde "Doppelgänger" üzerine... Yani iki tarafta da travmalar mevcut, iki taraf da eşit ve sefil halde başlıyor hayat yolculuğuna... Biri hayatını en baştan ilmek ilmek işlerken, diğeri hayatın içinde sürüklenip duruyor. Biri tembelken, diğeri atıl. Biri hissedebiliyor, diğeri hislerinin farkında değil.. Ve daha neler neler... Özetle paralel bir evrende, bir yerlerde kötücül ikiz Istvan, Martin Eden'in gelişimlerinden besleniyor gibi... Yani Szalay'ın Istvan'ı, adeta London'ın Martin Eden'inin kötücül bir ikizi gibi... Bu bağlantı, Szalay'ın cümlelerinden keyif almanızı da sağlıyor.
Edebiyat
BedenDavid Szalay · İthaki Yayınları · 2026294 okunma
··
948 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Martin Eden ile Istvan'ın hiçbir alakası yok... Jack London ile Szalay'ın perspektiftleri, emelleri arasında da hicbir bağlantı/paralellik yok... Szalay'ın kitabında konu erkek ve erkek bedenidir. Bir bakıma bireyci bir anlatımdır ve problemleri toplumsal açıdan değil, bireysel açıdan ele alır. Halbuki Jack London'ın Martin Eden'i merkeze koyup bireyci yapmaktaki amacı tamamen ideolojiktir. Martin Eden'in genel olarak okunduğunu, ancak neden okunduğunun bilinmediğini; kitabın anlatmaya çalıştığı noktanın çoğunlukla kaçırıldığını hep söyleme sebebim bu: Aslında İşB. baskısında son dipnotta biraz bilgi veriliyor ama pek dikkat eden yok sanırım. İnsanımız dipnot sevmiyor. Jack London, samimi bir sosyalist olarak, insanoğlunun sosyalist olmadığı bir durumda -ki "başarılı" ve "zengin" olsa bile- sonunun ne olacağını Nietzscheçi bir bireyci Martin Eden üzerinden göstermeye çalışıyor kitapta. Brissenden'in 38. bölümündeki "Göçüp gitmeden önce senin sosyalist olduğunu görmek istiyorum, anlıyor musun! Varoluşun anlam kazanır böylece. Yaklaşan hayal kırıklığı döneminde seni kurtaracak tek şey bu" nutku kitabın özeti gibi bir pasaj aslında. Kitabın başında ezilen sınıfın, avamın ahvali anlatılırken; zenginlikle bütün dertlerinden kurtulacağını sanan Martin Eden'in "sınıf atlaması"na rağmen kendini kurtaramadığını görüyoruz. Eden'in intihar etmeden önce okuduğu şiirdeki "Ölü adam hiçbir zaman dirilmez" mısrası buna gönderme yapıyor yüksek ihtimalle. Martin Eden, toplumun en alt kademesine şahit olsa ve en üst mertebesine ulaşsa bile, sosyalist olmadığı ve gerçek kurtuluşu göremediği için aslında ölüdür, hiç yaşamamıştır. İntiharı kitap boyunca, yaşamı boyunca kaçınılmazdır. Son sahnedeki denizin dibinde, karanlıkta boğulma anı da bir metafor gibidir. Dibe ve karanlığa batmanın eşiğinde canlı renkler görür Eden. Bu, en düşmüş-en fakir olduğu anda sosyalist Brissenden ile tanışmasını andırır. Hayatı da aslında o andan sonra düzene girer. Ancak Brissenden'i dinlemez Eden. Kendisi de, onun istediği gibi sosyalist olsa, karanlığın yerini renkler alacaktı. Ancak Eden bunu başaramadı ve "Karanlığın içindeydi artık. Bunu fark ettiği anda da farkındalığı sona erdi" (s. 480). Son dipnotun dediği gibi, Martin Eden'in "...İntiharı, bireyciliğin yenilgisidir". Szalay'da böyle bir anlatım kesinlikle yok. Istvan'ın böyle bir kişisel gelişimi ve toplumsal bakış açısı da yok. Veya bu bakış açısını kitapta bize verecek bir yan karakter de. Finalde de daha çok bir "kendiyle barışma" hikayesi çiziliyor gibi. Yani bu "paralellik", ssdece başlangıçtaki "struggle" temasıyla kurulabilir... E zaten yaşam mücadelesi vermeyen karakter de yok gibi, yani zoraki bir paralellik olmuş.
Batuhan Babaoğlu
Gönderi Sahibi
H.A Doppelganger – Ayna Dünyaya Yolculuk bu kitap işte tam anlatıyor aslında Doppelganger kavramını