Bir zamanlar televizyonda efsanevi bir olay gibi izlediğimiz kurguların başrol oyuncusu olduk. Pandemi ve corona virüsten bahsediyorum, hepimizin etinden, canından parça parça kopardı. Üzerinden seneler geçse de bazıları için takvim o zamanlarda durdu çünkü tuttuğu yas bireyi sabit kıldı. Miray Çakıroğlu; pandemi sürecinde evlere hapsolduğumuz an, dört duvara sıkışıp kalan ve ciğerlerine hava dolmadığı için kendisini çaresiz hisseden bir annenin çözümü kendisini balkondan atmak olarak gördüğü süreci, ardından aile fertlerinin tuttuğu yası, geçmiş, kimlik arayışı ev ve kadının varlığını işliyor. O zamanları hatırlamak bile zor geliyor insana ama evet, böyle bir kabusu yaşadık. Kimimiz uyanmayı başardı, kimimiz yattığı uykusundan hiç uyanmadı. Bir kaybın olduğu evde ileriye bakmak ne mümkün? İnsanın içini oyan bir acı, pişmanlık içeren keşkeler, eve sığamıyor olmanın verdiği ağırlık, gün geçtikçe artmak yerine azalan bir döngü... Aile içerisinde yasla birlikte açılan sırlar var, hafızadan silinmeyen anılar. Miray Çakıroğlu, bir kurgu anlatmıyor okuruna, "Annemin ölümünü anlatmak değil, anlamak istedim." diyor. Ne kadar düşünse de insan kondurabilir mi, anlamlandırabilir mi? Kalbimde derin bir üzüntüyle okudum Annem'i, tavsiyemdir.