Yazardan okuduğum yedinci eser Sözde Kızlar. Anadolu'nun ateşkes sürecindeki karmaşık döneminde Yunan saldırılarında casus olarak suçlanan ve ortadan kaybolan babası tuhafiyeci İhsan Bey'i arayan kızı Mebrure'nin İstanbul'a gelişiyle başlıyor eser. Akrabalarının yanına yerleşen ve bu vesileyle sosyetenin kaos ortamını, ikiyüzlü ilişkilerini gören Mebrure tehlikeli yaşamlara tanık oluyor. Nazmiye Hanım, kızı Nevin ve oğlu Behiç'in köşkte sürdükleri yaşam yalanlar, ahlaki yaşamın çöktüğü ve Batılı yaşama özenen hayatlar üzerine kurulu. Belma, Salih, Siyret, Naciye, Güzide, Nizamettin… Köşk de verilen davetlere icabet eden fertlerin her biri başlı başına bir tabu, içlerindeki sırlar, karanlık ve oyunbaz tavırları Mebrure için endişelenmeme sebep oldu.
Mebrure bir yere kadar sezinlediği tehlikeden kaçınmak isterken öte taraftan babasını bulmak için çabalıyor. Bu esnada Nadir ve Fahri ile karşılaşıyor ve babasını bulma yolunda adım adım ilerliyor. Tabii aklını çelmeye çalışan çok. Kitabın sonuna kadar 'acaba babasını bulabilecek mi, sağ mı, köşktekilerin oyunuyla trajediye mi tanık olacağız yoksa mutluluk mümkün mü?' düşünceleriyle okudum. Son 50 sayfaya kadar tekdüze gitti ama son sayfalarda açılan karanlık sırlar ve geçmiş kitaba olan görüşümü olumlu anlamda etkiledi. Yazardan favorim Yalnızız adlı eserdi, okuduğum diğer altı eseri sade, durağan ve derinliksiz romanlardı. Batı’yı ve Batılılığın Türk toplumuna yozlaşmışlık olarak sirayet edişini işleyen bir roman Sözde Kızlar, tavsiyemdir.