Bir annenin aklından geçenlere hem kızmak hem de üzülmek mümkün mü? Rahatsız edici ama aynı zamanda yardım eli uzatmak isteyeceğiniz bir kadın karakter var. Geber Aşkım; yeni anne olmuş bir kadının zihninin içinden geçen karanlık, öfkeli ve sarsıcı düşünceleri anlatıyor. Şehirden uzak, kırsal bir bölgede yaşayan genç bir kadının etrafında dönüyor kitap. Yeni doğum yapmış olmasına rağmen annelikle bağ kurmakta zorlanıyor. İçinde büyüyen şey ise sevgi değil; öfke, sıkışmışlık ve yabancılaşmadır. Hem bebeğine hem de eşine karşı karmaşık, hatta zaman zaman tehlikeli düşünceler besliyor. Anne bir noktada yaşadığı durumu nevroz olarak değerlendiriyor, belki aynı kapıya çıkacak ama ben de hamilelik sonrası lohusa bunalımı olduğu kanısındayım. Bir cinnet anı gibi düşünceleri, fazlasıyla tehlikeli, nefret dolu, kaçmak isteyen yanı öte yandan arzu duyuyor.
Geber Aşkım, sevginin romantize edilmiş halini yıkarak; yerine ham, rahatsız edici ve dürüst bir içsel çığlık koyuyor. Olay anne olduktan sonra kırılma noktasına gelmiş gibi görünse de aslında evlendiği andan itibaren hayatına yabancılaşma başlıyor. Zihnindeki düşünceler gerçekle hayal arasında ince bir çizgide yürüyor. Yazar; annelik ve toplumsal beklentileri, kadın kimliği ve bastırılmış öfkeyi, delilik ile gerçeklik arasındaki ince çizgiyi, aşkın karanlık ve yıkıcı yönü çok çarpıcı bir şekilde ele almış. Doğrusu herkesin kabulleneceği bir perspektif değil, arzularını ve kelime seçimlerini sakınmadan sarf ettiği için cüretkar, arsız ve çıplak. Yargılamadan okudum çünkü karakterin içsel düşüncelerine geçmek için incecik bir çizgi var ve ben şu an o çizginin gerisindeyim ama ötesine geçmemek garanti değil Filmini de merak ediyorum