Rachel Cusk’ın Resmigeçit’i, klasik anlatı beklentisini bilinçli şekilde kıran bir metin. Hikâye anlatmaktan çok, insanın kendini anlatma biçimini ifşa etmeye odaklanıyor. Ancak bunu doğrudan değil, “kulağı tersten tutan” bir dolaylılıkla yapıyor. Anlatıcı geri çekildikçe, konuşan karakterler öne çıkıyor; ama asıl dikkat çekici olan, onların ne anlattığından çok nasıl anlattıkları. Bu yüzden kitap, yüzeyde sakin ve düz bir dil kullanırken, alt katmanda oldukça yoğun bir psikolojik çözümleme sunuyor.
Metnin gücü tam da burada başlıyor: insan manzaraları son derece gerçek, hatta rahatsız edici ölçüde tanıdık. İnsanların kendilerini anlatırken aslında nasıl sakladıklarını, çarpıttıklarını ya da farkında olmadan ele verdiklerini görüyorsunuz. Bu durum ister istemez okuru metnin içine çekiyor ama aynı zamanda zihinsel bir yük de bindiriyor. Çünkü bu kitap pasif bir okuma kaldırmıyor; dikkat, sabır ve aktif katılım istiyor. Hatta yer yer kendi overthinking döngülerimi tetikledi diyebilirim. :)
Tam da bu yüzden, kitabın etkileyici olduğu kadar yorucu bir tarafı da var. Zihniniz zaten dağınıksa ya da karmaşık bir dönemden geçiyorsanız, bu metin sizi itebilir. Buna rağmen, sunduğu psikolojik derinlik ve gözlem gücü tartışılmaz derecede güçlü. Yine de içimde küçük bir itiraz var: anlatım biraz daha açık olsaydı, bu kitap benim için tartışmasız favori olabilirdi. Şu haliyle hayranlık uyandırıyor, ama mesafe de koyuyor.
Okur kalın...