·648 syf.····Okunma: 29 Nisan 2026 22:03 bu kitabın her açıdan ilk kitabı daha ileriye taşıdığını düşünüyorum. zaten başlamadan önce bile gelişim açısından daha iç monolog ağırlıklı, ağdalı bir süreç olması beklediğim bir şeydi ama sonunun bu kadar iyi toparlanması benim için sürpriz oldu. cosmere hayranları haklıymış evet, daha yeni başlıyoruz:))
bu kitaptan akıcı bir ilerleyiş beklememelisiniz bence. çoğunlukla karakterlerin yaşadığı ahlaki ikilemlere, gerek fiziksel gerek duygusal olsun, içinde bulundukları tam "kuşatma" durumuna odaklanıyor. ilk kitabı bitirdikten sonra sonunun umutlu bittiğini düşünmüş ve "nerede devrim sonrası gerçeklik??" diye bazı çok bilmiş sorular sormuştum:)) yazar sanki sesimi duymuş gibi "al sana!" diyerek vaat ettiği bütün gerçekliği sundu. hem dış etkilerle hem de -benim en keyif aldığım- duygusal ve psikolojik etkilerle umut kişinin elinden nasıl alınır, nasıl çöküşe sürüklenir göstermiş oldu. kitabın özellikle yüzde 75'lik kısmı bu durumlara odaklanıyor. sıkıcı, evet ama sürece güvenmelisiniz:)) gerçekten değecek.
yazarın -ilk kitabı bitirdikten sonraki çok bilmişliğime hitaben, hahah- "al sana!" diyerek sunduğu durumlardan bir diğeri de kesinlikle ihanet ve sondaki ters köşelerdi. ben kişisel olarak ters köşenin üzerimde büyük bir şok etkisi oluşturmasını sevmem. elbette vaadi gereği şaşırtıcı olur, ama ben ipuçlarının okura önceden verilmesi ve okur (yani ben) sonu okuduğunda elde ettiği ipuçları ile bağdaştırarak sonuçtan -şok olmasa bile- tatmin olmasını daha çok tercih ederim. yani.... çok karışık oldu afedersiniz djcbjfjf. demek istediğim şu ki bazen yazarlar okur şok olsun diye ipucu vermezler ve ters köşe yok devenin nalı gibi hissettirir. ben işte bundan memnun değilim, şaşırtıcı olmasa bile mantıklı olsun isterim ve konuyu daha fazla dallandırmadan bu kitap özelinde bağlayacak olursam sanderson hem şok edip hem de devenin nalını aratmıyor. önceden ipuçlarını nasıl da gözümüze gözümüze hiç çaktırmadan soktuğunu fark edince o kadar etkilendim ki! yazara duyduğum saygı tavan yapti. sen bu işi yapıyorsun sanderson... özellikle ihanet meselesi. ilk kitapta ağlıyordum niye kimse kimseye ihanet etmiyor, nerede eğlence diye djjcjfjf. bu kitabı okurken... ay nasıl da gözümüzün önündeymiş yaa!! neyse neyse, uzatmayayım ki heyecanı kaçmasın okuyacaklar için:))
en büyük gelişmelerden biri kesinlikle yazım tarzıydı. ilk kitapta her ne kadar sevsem de pek edebi bulmamıştım ama bu kitapta çok geliştiğini düşünüyorum. ve bunun sebebini de yazarın önceden okuduğum kitaplarını da baz alarak şuna bağlıyorum, sanderson'ın yazım tarzı karakterleri geliştikçe gelişiyor bence. ilk kitabı okuyanlar bilir ki vin ve kelsier pov'ları arasında bile gözle görülür bir fark vardı. kelsier'in dünyaya gözlerini uzun zaman önce açmış, tecrübeli bir kişi olmasının aksine vin; içgüdüleri hayatta kalma üzerine kurulu, daha toy bir kişiydi ve yazım da bunu yansıtıyordu. bu kitapta vin de dahil olmak üzere karakterlerin dünyası giderek daha da genişlediği ve duygusal olarak daha da büyüdükleri için yazım da buna paralel olarak daha derinlikli. ben bunu özellikle vin odağında hissettim. yazımın etkisiyle vin'in zihinsel gelişimine farkında olmadan daha da ortak oldum.
diğer etkileyici bulduklarımdan biri de yeni dahil olan karakterler. aslında biri ilk kitaptan beri aramızdaydı. kelsier sayesinde tanıdığımız ve şu an vin'e hizmet eden kandra, oreseur. onun vin ile olan ilişkisini çok sevdim ve oreseur karakterinden de kişisel olarak çok etkilendim. daha doğrusu kandra sisteminden. bağlı oldukları kontrat ve bu kontrat dolayısıyla maruz kaldıkları istismar... yalan yok vin ile konusmaları sırasında kitabı bırakıp bir süre düşündüm. kandraların bilinçleri olan canlılar olduklarını bir kez aklıma bile getirmemiştim bundan önce:/ yazarın bu sistemi çok etkileyici işlediğini düşünüyorum ve ilerleyen kitaplarda daha derinlemesine dalacamışız gibi hissediyorum nedense. sis aralandıkça yani:))
ve şey, bu karakterden de özellikle bahsetmek istiyorum: zane. bakın sevgili cosmere hayranları, beni bir dinleyin, bu adamın varlığı YOĞUNDU!! romantik açıdan değil, onu vin için bir aşk ilgilisi olarak hiç görmedim. ama nasıl ifade etsem, o sayfaya dahil olduğunda ortam resmen değişiyordu tamam mı? yazım duyguyu (kıskançlık, kin, nefret) daha yoğun hissettiriyordu. beni de mi teskin ettin zane ne yaptın dbxbjdjdjc ama dürüst olmak gerekirse onun olduğu her sahneyi okumaktan çok keyif aldım. hatta kitabın sonunu saymazsak favori sahnelerim olduğunu bile söyleyebilirim. zane üzerimde çok etki bıraktı, gelecekte mucize eseri kitabı unutsam bile onu unutmam (abart)
karakterlerin genel olarak bu seride güzel yazıldığını düşünüyorum. ilk kitapta da karakterlerin gri alanı en keyif aldığım bölgeydi, bu kitapta da öyle. karakterlerin bu kadar insani olmasını seviyorum. yani hangimiz her konuda çok zeki, çok anlayışlı ya da çok sağduyuluyuz ki? insan dediğin zaman zaman pervasız olur, güvenilmez olur, tereddüt eder, korkar. tıpkı bu kitaptaki karakterler gibi. özellikle vin'in bir erkek elinden çıkmasına rağmen bu kadar başarılı işlenmesini çok seviyorum. siz bilmiyorsunuz ama robert jordan'ın yazdığı kadın karakterler benim travmam. aman aman, evlerden ırak dhfbhfhhc.
toparlayacak olursam, dünyanın daha da derinleştiği, sihir sisteminin daha da geliştiği, karakterlerin kişiliğini, motivasyonlarını sorguladığımız, çoğunlukla düşük olsa da sonlara doğru temponun yükseldiği ve beklentiyi karşılayan bir kitaptı bana göre. özellikle ikinci yarısından çok keyif aldım, bazı sahneleri ayakta okumuş bile olabilirim :)) sonuna diyecek kelimelerim yok zaten. (bu arada artık hard magic de seviyorum.)