·104 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Nisan 2026 00:00 İnsanları nasıl bir geleceğin beklediğini yaşamı boyunca kaygı edinmiş olan İngiliz yazar #HGWells ‘in edebiyatta bilimkurgu türüne öncülük etmiş romanlarından biri #ZamanMakinesi .
Zaman Gezgini, kendi buluşu olan Zaman Makinesi'ne biner ve Sekiz Yüz İki Bin Yedi Yüz Bir yılına gider. Dönüşünde, dönemin, Büyük Britanya’nın Victoria çağının son döneminin entelektüel kesimlerinden (bir hekim, bir yayın yönetmeni, bir gazeteci, bir ruhbilimci, vb.) bir kesit oluşturan dost meclisinde, Sekiz Yüz İki Bin Yedi Yüz Bir yılında ve daha da ötesinde görmüş, yaşamış olduklarını ayrıntılarıyla anlatarak Zaman Makinesi adını verdiği icadının gerçekliğini kanıtlamaya çalışacaktır...
Misafirlerini önce bir maket ile yaşanacaklara hazırlayan bir konuşma yapar. Daha sonra onları bir yemeğe davet eder ve herkes toparlanana kadar kısa bir sürede sekiz gün yaşadığı zamanda yolculuğa çıkar. Geri döndüğünde bir savaştan gelmiş gibidir. Ama buluşu paha biçilemezdir.
Evet, Zaman Gezgini'nin zamanda yolculuğa çıktığını ileri sürdüğü Zaman Makinesi, kitabın altbaşlığında da vurgulandığı gibi, her şeyden önce bir "buluş", bir "icat" tır;
teknolojik uğraşların büyük bir atılım yaptığı, irili ufaklı icatların birbiriyle yarıştığı bir çağda, bir yerden başka bir yere gitmek için değil, bir zamandan başka bir zamana, şimdiden geleceğe gitmek için yapılmış bir buluş.
Açık bir araziye pat diye düştükten sonra onu görüp merakla yanına gelen Eloi’ler ile uzun bir zaman geçirdi gezgin. Etrafı keşfe çıkmak için makineyi başıboş bıraktı ve geri döndüğünde yerinde yoktu. Biri saklamış olmalıydı. Çok uğraşsa da Eloi’ler değildi makineyi alan, anlamıştı. Peki ama kim? Kim, kimdi hadi açıklayayım. Eloi’ler olarak bahsedilen tür; geleceğin insanları aynı giysiler giyen, cinsiyet farklılıklarını birbirinden ayırt etmenin zor olduğu, temiz yüzlü, minik yaratıklardı. Hayatta hiçbir dertleri ve gayeleri yoktu. İnsani özelliklerden yoksundular. Dilleri ise apayrıydı. Anlaşması güç idi. Yazı yoktu, iş güç yoktu, ekonomi ya da siyaset hiçbir şey yoktu. Beden, güç ve zeka kullanmalarını gerektirecek hiçbir şey yoktu. Herkes doğanın tadını çıkarıyor sabahtan akşama kadar meyve yiyor ve akşam karanlık olduğunda asla ortalıkta kalmıyorlardı. Çünkü ortaya diğer varlık olan Morlock’lar çıkıyordu. Görme yetisi olmayan, vahşi yaratıklar gün ışığında ortaya çıkmıyor, yerin altında yaşıyor, etçiller ve beslenme kıtlığı yaşamaktalar. Zaman Gezgini onlar için bir nimet. Üstelik zaman makinesini çalarak büyük bir koza sahip oldular.
Zaman Makinesini okurken, binlerce yıl sonrasının insandışılaşmış yaratıklarıyla tanışırken, yıkık dökük bir dünya ve doğayı izlerken, Wells'in toplumcu politik görüşleri ve yaşama bakışı, yaşadığı dönemin sanayileşmiş toplumu ve toplumsal yozlaşmayla ilgili derin kaygılarının dile geldiğini görürüz, sanki bir anlamda dünyanın sonuna, insanlığı bekleyen yazgıya tanıklık ederiz.
Gerçi bir serüven öyküsü geriliminde seyreden roman boyunca, Zaman Gezgini'nin Morlock'ların yeraltı dünyasında yaşadıkları, karanlık orman karşısında kapıldığı korku, Eloi'lardan küçük güzel Weena'yla ilişkisi, insan ruhunun gizli kovuklarında gezdirir okuru ama yine de Zaman Gezgini'nin ağzından dinlediğimiz Sekiz Yüz İki Bin Yedi Yüz Bir yılının öyküsü, Victoria Çağı Ingiltere'sinin son dönemlerinin politik bir yorumundan, anlatılan distopyada insanlığı bekleyen ürkünç gelecekten başka bir şey değildir. Victoria Çağı’nın gittikçe keskinleşen sınıf ayrımları, önünde sonunda gerçekten de yerüstünde hiçbir şey üretmeden yaşayan Eloi'lar ile yeraltında sürünen Morlock'ların korkunç dünyasına mı varacaktır?
Zaman Gezgini, Morlock'ları kendisinden uzaklaştırmak için insanlığın ilk buluşlarından biri olan ateşi kullanır; ama ateşin, bir başka deyişle teknolojinin ya da uygarlığın denetimini elinden kaçırınca koskoca orman yanıp kül olur...
Zaman Gezgini'nin tüyler ürpertici gelecekten geriye getirdiği biricik somut kanıt, Weena'nın cebine bırakmış olduğu birkaç beyaz çiçektir. O birkaç çiçek, insanlığın karabasana dönmüş geleceğindeki tek umuttur belki de; ama onlar da solup kurumuştur artık...
Wells “"insanlık her zaman daha iyiye gider" algısını yerle bir etmiş bu kitabıyla. Gelecekteki iki ırkın arasındaki korkunç fark ise dönemin İngilteresindeki zengin-fakir arasındaki uçurumun uç noktada olduğunu gözler önüne seriyor. 800 bin yıl sonrasına gidip aslında bugünün toplum yapısını izlemek çok etkileyici.