·88 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Mayıs 2026 16:14 Fransız edebiyatının en cesur ve özgün seslerinden #MargueriteDuras ‘tan #ModeratoCantabile kitabını severek okudum.
Kitaba adını veren; Moderato, orta tempoda, Cantabile ise ezgili demek. Aslında anlatılan hikayenin ritmini ve yapısını belirtir. Bir piyano sonatı gibi bölümlere ayrılmış, bir parçadaki gibi tekrar eden ezgileri var; piyano dersi, şarap, rıhtım.
Matmazel Giraud piyano hocası, Anne Desbaresdes’in oğluna her cuma piyano dersi veriyor. Anne Desbartes, Dış alım-satım ve Kıyı Dökümevleri Kurumu Yöneticisinin karısı, burjuva hayatının monotonluğunda sıkışmış bir kadın. Deniz Caddesi'nde oturuyor. Oğlunun varlığı karşısındaki şaşkınlığı ilk günden beri aynıydı. Bazen onu kafasında uydurduğunu, gerçek olmadığını düşünüyordu. Oğlan, öğretmeniyle Diabelli’nin bir parçasını çalışıyor. Bir gün çocuğun kendini bütünüyle verdiği bir ders esnasında matmazelin evinin hemen oradaki kahveciden gürültüler geldi. Çok uzun bir ses. Sesi duyup çıktıklarında kahvecide bir kadın cesedi, üzerine kapanan bir de sevgilisi vardı “Aşkım, aşkım…” diyen. Kalbine bir kurşun sıkılmıştı. Şüphesiz bir cinayetti. Bu olay Anne Desbartes’i çok etkiledi. Her gün o kahveye gitmeye başladı ve orada, o cinayete tanık olan işçi sınıfından Chauvin ile buluştu. Bir kadın için kahveye gitme gerekçesi bulmak çok zordu. Belki şarap, susamışlık. Bu noktada Anne Descartes’in mutsuzluğunu ve toplumsal sınıfından duyduğu sıkıntıyı çok net anlıyorsunuz. Bu genç adam ile şarap içti, o dramın kahramanı olan çiftin umutsuz aşkını düşündü. O aşkın öyküsünü yeniden kurguladılar. Tuhaf bir birliktelik oluştu aralarında.
Kitabın sonunda aralarındaki veda aslında hiç başlamadan biten bir yasak aşk değil, Anne’nin o ölen kadının yerinde olmak için yanıp tutuştuğunu gösterir bize. Çünkü bu cinayet aslında aşkın en doruk noktası ona göre. Öldürülen kadın evli ve çocukluymuş ve sevgilisi- kocası değil yani yasak aşkı ile büyük bir kavgaya tutuşmuş ve sonucunda belki de önceden planlanmış olarak kalbinden vurulmuş. Süreç ve şartlar bilinemiyor elbet ama bu ölümde bir tutku olduğu aşikar. Oysa Anne, kendi güvenli ama ruhsuz burjuva dünyasında zaten bir ölü gibi.
- Ölmüş olmanızı isterdim, dedi Chauvin.
- Ölüyüm, dedi Anne Desbardes.
Aslında bu veda konuşması, kitabın başlangıcındaki cinayetin yansıması gibi. Duras o kadar sınırları belirsizleştiriyor ki bazen baştaki o ölmüş kadın aslında Anne mi diye sorguluyorum. Oğlunun bazen hayal ürünü olduğunu düşünmesi ve veda konuşması yapmak için gittiği gün yalnız olması gibi bir ayrıntı da mevcut. Benim için en azından Anne bu cinayetin yalnız bir tanığı değil, kendi yaşamının kurbanı.