•Hayat bazen bir tebessüm kadar hafif, bazen de içe işleyen bir çığlık kadar ağır… bu kitap tam o ince çizgide yürütüyor sizi.
•Sekiz arkadaşın keyifli bir kaçış gibi başlayan yolculuğu, yavaş yavaş huzursuz bir atmosfere dönüşüyor. Başta her şey fazla normal, fazla sakin… sanki bu dinginliğin altında bir şeylerin biriktiğini hissediyorsunuz ama adını koyamıyorsunuz.
•Ormanda yürürken karşılarına çıkan o yere girmek… gerçekten kimin aklına gelirdi ki? Belki de merak dediğimiz şey, insanı en çok tehlikeye atan his. Bir adım atıyorlar, sonra bir adım daha… ve bir noktadan sonra geri dönüş diye bir şey kalmıyor. Sanki o yer, onları içine çekmek için hep oradaymış gibi.
•İçeri girdikleri an, hikâye tamamen başka bir şeye dönüşüyor. Duvarlardaki şekiller, anlamını bilmediğiniz ama sizi huzursuz eden izler… her köşe biraz daha karanlık, her adım biraz daha ağır.
Okurken sadece olanları değil, o sıkışmışlık hissini de yaşıyorsunuz.
•Ne olacağını bilmeden ilerlemek… karşılarına çıkanlarla yüzleşmek… hayatta kalmaya çalışırken birbirlerine tutunmak… ve o koridorlarda yankılanan sesler. Bazı sahneler var ki, kitabı kapatsanız bile zihninizden çıkmıyor.
•Ve insan ister istemez kendine şu soruyu soruyor:
Merak mı daha güçlü, yoksa korku mu?
•Devamını merak ediyorsanız… belki de o koridor çoktan sizi fark etmiştir. Ve inanın, bazı yollar sizi beklemez… sizi çağırır
Lordist