Modern hayatın kurallarından kaçıp “özgürlük” arayan Doppler’in hikâyesi üzerinden aslında şunu anlatır: insan ne kadar sistemden uzaklaşırsa uzaklaşsın, tamamen kuralsız bir hayat kuramaz; sadece bir düzeni bırakıp başka bir düzen üretir. Erlend Loe bunu sade, komik ama aynı anda düşündürücü bir dille yapar ve okuyucuya “özgürlük kaçmak mı, yoksa içinde bulunduğun hayatı dönüştürmek mi?” sorusunu bırakır. Doppler hem cesur hem bencil bir karakterdir; çünkü bir yandan toplumsal yapıyı reddederken diğer yandan bağlarını keserek yeni bir yalnızlık ve yeni kurallar yaratır. Kitap sonunda şunu hissettirir: varoluş sürekli bir arayıştır, hiçbir yerde tam bir “özgürlük hali” yoktur, sadece değişen sistemler ve onlara verdiğimiz tepkiler vardır.