SEVGİ Mİ SAHİP OLMA ARZUSU MU?
8/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2026 22:40
Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım! Bugün psikolojik gerilim türünde, ilginç bir kitap ile geldim: Koleksiyoncu Kitap görünürde saplantılı bir aşığın bir kızı kaçırıp aylarca mahzene hapsetmesini konu alıyor diyebiliriz. Ama daha derine inip satır aralarına baktığımızda sınıf çatışmasının, insan psikolojisinin, kapitalist sistemin yarattığı insan modelinin çok ince şekilde işlendiğini görebiliyoruz. Bu yönüyle aslında çok yönlü bir kitap diyebiliriz. Kitap üç kısımdan oluşuyor. Birinci kısım Frederick’in ağzından yazılmış. Bir kelebek koleksiyoncusu olan ve Miranda’ya aşık(!) bu karakterin gözüyle baktığımızda kendini hep haklı gördüğünü fark ediyoruz. Böylesine hastalıklı bir zihnin içine konuk olmak ürkütücü bir deneyimdi. Kızı kaçırıp mahzene kapatmış olmasına rağmen ona zarar vermediği(!) için teşekkür bekliyor adeta. Bu karakter üzerinden sevmek ile sahip olmak arasındaki farkı düşünüyorsunuz okurken. Miranda’yı da adeta bir kelebek gibi görüp koleksiyonuna eklemek istiyor sanki… Ve her ne kadar bu karakter uç bir örnek de olsa, gerçek hayatta da sevgiyi sahip olmak ile karıştıranları, işlenen kadın cinayetlerini hatırlıyorsunuz. İkinci kısıma geldiğimizde Miranda’nın ağzından okuyoruz aynı süreci… Bu sefer Frederick’in güzellemeleriyle değil, Miranda’nın yaşadıklarını tüm çıplaklığıyla öğreniyoruz kendi kaleminden. Miranda Güzel Sanatlarla ilgilenen, entelektüel, zeki, başarılı bir genç kız gibi resmedilmiş görünüyor ilk başta. Fakat alt metinde fark ediyoruz ki aslında çok kibirli, kendini üst sınıfta gören ve alt tabaka olarak düşündüğü insanlardan adeta iğrenen egolu bir tip. Üstelik kendisinden 21 yaş büyük olan ve kadın avcısı diyebileceğimiz kadar ahlaksızca davranışları olan G.P. isimli bir adama aşık. İşte yazar Miranda’nın düşünceleri üzerinden işliyor sınıf çatışmasını. Sadi Şirazi’nin çok sevdiğim bir alıntısı var: “Ne kadar bilirsen bil, bilgine yakışmayacak şekilde davranırsan cahilsindir.” diye… İşte Miranda’da tam olarak bunu gördüm. Entelektüellik sadece çok şey bilmek değildir bana göre… Bilgini karakterine yedirebilmişsen, onu nezakete, hoşgörüye, empatiye dönüştürebilmişsen entelektüelsindir. Miranda ise bizzat kendisinin eleştirdiği, “Yeni Kitle” olarak adlandırdığı kesime benziyor aslında ama hiç farkında değil maalesef… Kitap psikolojik gerilim diye geçiyor tür olarak ama açıkçası pek de gerilmedim okurken. Evet rahatsız ediyor okurunu, sinirini bozuyor ama çok da gerginlik yarattığını söyleyemeyeceğim. Bir de bazı yerler bana biraz saçma geldi. Mesela Miranda esir alınmışken, her an başına kötü bir şey gelme potansiyeli varken çok rahat tavırları, günlük tutması, hadi günlük tuttu diyelim o günlükte G.P.’den, çocukluğundan ideolojilerinden felan bahsetmesi gerçekdışı geldi. Hatta bir ara Frederick’e Nükleer Silahsızlanma Kampanyalarına maddi destek yaptırtıyor :)) Yani düşünün biri sizi kaçırmış, her ne kadar o ana kadar zarar vermemiş olsa da her an verme potansiyeline sahip… Sizin aklınıza nükleer silahsızlanma mı gelirdi? Bana komik geldi ve okuma zevkimi bozdu açıkçası… Yazar Miranda’yı da okuyucuya tanıtmak istemiş evet ama keşke bunu farklı bir şekilde yapsaydı, bu haliyle gerçekçiliği zarar görmüştü. Kitap özellikle Frederick’in anlattığı kısımlarda çok akıcı ilerliyor. Miranda’nın ilk kısmı ise beni çok sıktı, tekrara çok düşülmüştü. Çok benim tarzım olmasa da okunması ağır, edebi kitapların arasına serpiştirilebilecek bir eser bence. Siz de böyle bir zamanda okuyabilirsiniz… Kitap ile kalın dostlar, görüşmek üzere…
Edebiyat
KoleksiyoncuJohn Fowles · Ayrıntı Yayınları · 202410,9bin okunma
·
381 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.