Beşibiyerde okurken beni en çok annelerin o görünmeyen, sessiz mücadelesi etkiledi. Dışarıdan bakınca belki tam olarak fark etmediğimiz ama onların her gün, her an içinde oldukları o hayat kavgası kitapta çok gerçekçi işlenmiş. Okurken bazı yerlerde durup derin derin düşünmek zorunda kaldım; çünkü anlatılanlar hayali birer kurgu gibi değil, aksine hayatın tam kalbinden süzülüp gelmiş gibi hissettiriyor.
Kitapta farklı kadınların hikâyelerine tanık olsak da hepsinin ortak bir paydada buluştuğunu görüyoruz: Çocukları için verdikleri amansız mücadele. Sürekli bir çözüm aramak, ayakta ve güçlü kalmaya çalışmak, üstelik çoğu zaman bu ağır yükü tek başına sırtlanmak zorunda kalmak gerçekten sarsıcı. Bu kısımları okumak yer yer ağır geldi, çünkü anlatılan duygular ve yaşanmışlıklar öyle bir çırpıda geçilecek kadar hafif değil.
Ancak hikâye sadece zorluklardan ibaret de değil. Bu kadınların bir noktada yollarının kesişmesi ve birbirlerine omuz vererek birlikte hareket etmeye başlamaları, hikâyeyi umut dolu bir yere taşıyor. Birbirlerinin yaralarını sarmaları ve kurdukları o güçlü bağ sayesinde hayallerini gerçeğe dönüştürmeleri, okurken insana derin bir nefes aldırıyor. İnsan tek başına kalmadığında, en zorlu mücadelenin bile nasıl daha katlanılabilir hale geldiğini çok güzel görüyorsunuz.
Kitabı bitirdiğimde en çok şunu hissettim: Biz dışarıdan bakarken çoğu şeyi ne kadar yüzeysel yorumluyoruz. İşin aslına inince, o hayatların içine girince bakış açınız tamamen değişiyor. Bu kitap, alışık olduğumuz o dış gözü kırıp bizi gerçek bir farkındalığa davet ediyor. Bazı yerlerde sadece sessizce okuyup geçemediğim, sorgulatan ve iz bırakan, gerçekten okunmaya değer bir yolculuktu.