Gönderi

9/10
·440 syf.··
2026 57. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Mayıs 2026 21:18
Javier Cercas’tan daha önce “Salamina Askerleri’ni okumuş, bayılmasam da sevmiştim. Ama yazara hemen devam etme isteği uyandırmamıştı bende. “Sahtekâr”ı okuyunca pişman oldum açıkçası çünkü çok derinlikli ve iyi yazılmış bir metin. Roman diyemiyorum zira kurgu ile kurgu dışı arasında gezinen ya da Cercas’ın kitapta defalarca dediği şekilde “kurmaca olmayan bir roman ya da gerçekliğe yaslanan bir anlatı”. Gerçek bir hayat hikayesini anlatma fikrinden yola çıkıyor Cercas. Ancak mevzu bahis hayat hikayesi epey sıra dışı her şeyden önce: Enric Marco isimli, kendine gerçeklerle yalanları harmanlayıp yeniden bir hayat hikayesi yazmış, böylelikle ülkenin önemli sivil toplum kuruluşlarına, derneklerine başkanlık yapmış, önemli nişanlar almış bir “sahtekâr”ın hikayesini anlatmak istiyor yazar. Marco, Franco’dan kaçıp sürgüne giden bir cumhuriyetçi, ardından Nazi toplama kamplarından sağ kurtulan bir direnişçi olduğu yalanı üzerine tüm hayatını yeniden inşa etmiş bir adam. Günün birinde bir tarihçi foyasını ortaya çıkarıyor ve yüzyılın en büyük sahtekârlık olaylarından birinin baş kahramanı oluyor. Konusu kadar konunun ele alınışıyla da sıra dışı bir metin bu zira Cercas hikayeyi anlatıp geçmiyor, klasik bir biyografi yazmıyor. Öncelikle paralel iki anlatıyla ilerletiyor metni: Birinci koldan metni yazma serüvenini paylaşıyor okurla. Yıllarca metni kaleme alıp almama konusunda yaşadığı ahlaki ikilem ve tereddütleri, yazmaya karar verme aşamasındaki his ve fikirlerini, Enric Marco’yla tanışma serüveni ve sonrasını, onu tanıyan insanlar aracılığıyla bilgi toplama aşamasını, kısacası tüm yazma sürecini anlatıyor. Diğer koldan ise Marco’nun hayatını (gerçeğe en çok yaklaşmaya çalışarak zira Marco baştan ayağa bir manipülatör) ve uydurduğu hikayeleri (muhtemel ve kesin olanlar) yazıyor. Fakat bunlarla da kalmıyor, bir katman daha ekliyor: yalan söylemeyi psikolojik, felsefi, ahlaki ve toplumsal boyutlarıyla ele alıyor. Kant, Montaigne, Rousseau gibi düşünürlerin bu konuda dediklerinden hareketle, ‘her yalan kötü müdür yoksa bazen yalan söylenebilir mi’yi sorguluyor. Tarihsel gerçeklerden uydurulmuş yalanlar yalan sayılır mı, toplumsal farkındalık ya da hafızaya hizmet eden yalanlar daha masum mudur yoksa uzun vadede toplumsal çürümeye mi yol açar onlar da? Bu tip yalanların romancıların kurgusundan farkı var mıdır? Nasıl ya da neler yaşamış bir insan böyle yalanlar uydurabilir? Hikayeyi duraklatıp bu soruları deneme tarzında ortaya koyuyor, ki bu kısımlar çok lezzetli. Böyle bir hikayeyi üstelik ‘kahramanı’ hayattayken yazmak zor iş gerçekten pek çok açıdan. Objektif kalabilmek, mesafeyi ayarlamak, haklı çıkarmadan ama aynı zamanda yargılamadan, sadece anlamaya ve açıklamaya çalışmak kolay değil bence. Bunu çok iyi kotarmış Cercas. Çok da güzel bir metin çıkarmış ortaya. Sık tekrarlamaları da olmasa mükemmel olurmuş zannımca. Yine de dediğim gibi çok beğendim.
SahtekârJavier Cercas · Everest Yayınları · 2022106 okunma
·
1.313 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.