10/10
·424 syf.··
Beğendi
·
2026 109. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 00:00
"SİBİRYA'DAN BALKANLARA ŞAMANLAR VE CADILAR CİLT II" "Kadınların cadı namı kazanmasının bir başka nedeni de şifa­cılık, bitkilerle tedavi gibi işlerle uğraşmalarıdır. Bu, cadı avları­nın ilk evresinde, ak büyünün (Kilise ve ruhban sınıfı tarafından olumsuz anlamda] yeniden yorumlandığı zamana tekabül eder. Ancak aynı zamanda bitkilerle tedavi ve şifacılık konusunda bil­gi sahibi olan kişilere karşı ikircikli duyguları da açığa çıkarır. Bu türlü uzmanlara, sıra dışı oldukları ve düşük hayat standartları nedeniyle köy cadısı muamelesi edilir. "Bilgileri" kendilerini karşı-cadı ilan etmelerini mümkün kılmaz, oysa bir şifacı kadın ile karşı-cadı arasındaki sınır akışkandır. Diğer yandan, şifacı kadınlar kendilerine asla cadı demezler, yalnızca şifacılık yapar­lar. Oysa falcılar, kendilerine karşı-cadı derler. Ayrıca bu şifacılara başkalarının cadı yakıştırması yapmasının komşuluk ilişkile­rinde kıskançlık ve gerginlikle hiçbir ilişkisi yoktur ve bu tür ka­dınlara kötülük yaptığı düşünülmez." Binlerce yıl önce, bugün “klasik Şamanizmin beşiği” olarak andığımız Sibirya-Asya topraklarından boy birlikleri yola çıktı. Kimi Karadeniz’in kuzeyine, oradan Balkanlar’a, Avrupa’nın içlerine ve kuzeyine kadar göç etti. Kimi ise Altaylar’dan güneye inerek İran, Anadolu ve Ortadoğu’ya uzandı. Aynı coğrafyadan çıkan bu topluluklar –Türkler, Finler, Estonlar, Saamiler, Macarlar– uzun süre aynı inanç iklimini soludu. Ancak bugün, aynı kaynaktan beslendiğimiz bu kültürlerden neredeyse habersiziz. Özellikle Fin-Ugor halkları (Finler, Estonlar, Macarlar, Saamiler) bu unutulan mirasın en çarpıcı örneklerini sunuyor. Hepsinin merkezinde Şamanizm, cadılık ve büyücülük var. Sibirya’nın soğuk rüzgârlarından Balkanlar’ın sisli ormanlarına uzanan bu eser, coğrafi bir yolculuk, insanın kendi iç dünyasına doğru attığı kadim bir adım gibi. Serinin ikinci cildi biz okuyucuları alışıldık tarih anlatılarının dışına çıkararak, görünür olanla görünmeyen arasındaki o kırılgan sınırda yürümeye davet ediyor. Görünmez varlıklarla yapılan kadim savaşları ve ruhsal yolculukları anlatılıyor. Kitapta şaman figürü, basit bir ritüel uygulayıcının çok ötesinde ele alınmış. O, gökyüzü ile yeryüzü arasında kurulan köprünün taşıyıcısı; insanın unuttuğu bütünlüğü yeniden hatırlatan bir rehber. Aynı şekilde “cadı” kavramı da burada korkunun değil, bastırılmış bilginin ve dişil sezginin sembolü olarak yeniden anlam kazanıyor. Eserin odak noktasını “zarla doğan” çocuklar (Macar kültüründeki taltos figürleri) gibi özel güçlere sahip olduğuna inanılan şamanlar oluşturuyor. Kitap, bu figürlerin birer ritüel uygulayıcısı, aynı zamanda doğanın dilini bilen, toplumsal hafızayı taşıyan ve gökyüzü ile yeryüzü arasında denge kuran aracılar olduğunu vurguluyor. Bu kitap farklı. Konuyu çok daha geniş bir coğrafyaya taşıyor. Avrupa folklorundaki inanışların kökenine bakıyor. Ve okurken içimizde bir şeyler kıpırdamaya başlıyor. Şunu fark ettim: Cadılık anlatıları sandığım gibi sadece korku hikâyelerinden ya da batıl inançlardan ibaret değil. Çok daha derin bir şey var işin içinde. Şamanların ruhlar dünyasıyla iletişim kurması, trans hâline girmesi, hastalıkları iyileştirmeye çalışması... Bunları biliyordum. Ama aynı özelliklerin bazı Avrupa halk hikâyelerinde de karşıma çıkması beni şaşırttı. Nasıl yani? Binlerce kilometre uzaktaki insanlar aynı şeyleri mi anlatmış? Bugün masallarda gördüğümüz klasik süpürgeli cadı imajının ardında ne var? Antik dönem şamanizmine kadar uzanan bir "ruhsal savaşçı" kimliği. Şamanlar davullarıyla transa geçip ruhlar alemine yolculuk ederken, cadılar da süpürgeleriyle gökyüzüne yükseliyordu. Süpürge, aslında bir "uçan alet"ten çok daha fazlasıydı: Eşiğin, ev ile dış dünya arasındaki sınırın simgesi. Cadı, süpürgeyle önce evini süpürüyor, sonra gökyüzünü. İkisi de aynı kapıdan geçiyor: Görünenle görünmeyen arasındaki o ince çizgiden. Belki de bu kadim inanışların bu kadar benzer olması, insan ruhunun ortak bir yankısıdır. Farklı coğrafyalar, farklı diller, farklı tanrılar... Ama hepsinin altında aynı soru yatıyor: "Gördüklerimizin ötesinde ne var?" Ve cevap hep aynı olmuş: Orada bir şey var. Ve oraya ulaşabilenler var. Onlara ister şaman de, ister taltos, ister cadı. Önemli olan, insanlığın görünmeyene duyduğu o sonsuz merak. Ve belki de bugünün cadıları, süpürge yerine bilgisayar klavyeleriyle o öteki dünyalara yolculuk ediyor. Ama hikaye aynı: Ruhlarla savaşmak, sınırları aşmak, bilinmeyene ulaşmak. Kitapla Kalın.
Edebiyat
Sibirya'dan Balkanlara Şamanlar ve Cadılar - Cilt 2Kolektif · Pinhan Yayıncılık · 202232 okunma
20 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.