Dualar vardır, kayıp düşmemizi engelleyen... Dualar vardır, düşmüşsek hızla kalkmamızı sağlayan... Dualar vardır, musibetlerden muhafaza eden... Dualar vardır, acıların tetiklediği ümitsizlik, hüzün ve korku gibi olumsuz duyguları bertaraf eden... Dua, saadetlerin çoğalma sebebi, felaketlerin dalgakıranı... Sonsuz rahmet hazinelerinin anahtarı, tükenmez manevi kuvvetlerin çekim noktası...”
Herkese selamlar sevgili kitap dostlarım.
Bugün maneviyat dolu, okurken bazen gözlerimin dolduğu, bazen şükür duygusuyla dolduğum, bazen şaşırdığım, bazen Allah’a karşı utandığım bir kitabı inceleyeceğim: Duayı Yeniden KeşfetmekMecit Ömür Öztürk ’ün daha önce Dervişin Teselli Koleksiyonu kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitqp da Teselli serisinin son kitabı… Ve bence en büyük tesellimizi anlatıyor: Dua’yı…
Kitap Abdullah Yuyucu ’nun bir önsözüyle başlıyor ve duayı bir fıtrat, bir teselli, bir ibadet, bir imtihan vs. gibi ele alan 15 bölümle ilerliyor. En sonunda “Dua Notlarım” adlı bölümle kapanıyor. Eser boyunca yazar diğer kitaplarında da olduğu gibi birçok önemli insandan alıntı yaparak desteklemiş söylediklerini, bu da anlatımı güçlendirmiş bence. Baştan sona kadar bir çırpıda okunabilecek yalınlıkta yazılmış bir kitap olsa da ben sindire sindire okumayı tercih ettim. Çünkü anlattıklarının birçoğunu biliyorum gibi gelse de, bilmenin ve içselleştirip uygulamanın bambaşka şeyler olduğunu fark ettirdi bana.
Dünyanın acımasızlığı, kalbimizi kıran kötü kalpli insanlar, uğradığımız haksızlıklar, içinden çıkamayacağımızı düşündüğümüz, uykumuzu zehir eden musibetler, hastalıklar, aşk acısı, depresyon… Ruhumuzu kemiren bunun gibi dertlerle nasıl başa çıkıyoruz? Gereken neyse fiili olarak yapsak da yine de rahatlayamıyoruz di mi çoğu zaman… Gücü sonsuz olan, kalplerimizin en derinine kadar her şeyi görüp bilen ve adaleti şaşmayan Allah’a sığınmak, O’ndan yardım istemek, gözyaşlarıyla kalbimizi kıranları O’na şikayet etmek, O’nunla dertleşmek sizi de çok rahatlatmıyor mu? Beni inanılmaz rahatlatıyor… Bu kitap ile beraber anladım ki aslında insanın fıtratında var dua etme ihtiyacı çünkü bizler gücü sınırlı olan varlıklarız ve kontrol alanımızın dışında olanı kontrol edebilmenin anahtarı duadan geçiyor.
İslamiyette dua dediğimiz şeyin kabul olmaması gibi bir durum yok aslında. Şöyle ki; bir dua ettiğimizde ya dua ettiğimiz şekliyle olur, ya daha hayırlı şekilde fakat başka türlü gerçekleşir, ya da bu dünyada bizim için hayırlı olmayacaktır istediğimiz şey; o yüzden o duanın karşılığı ahirette verilir. Çünkü bizim için neyin ne zaman hayırlı olduğunu biz bilmeyiz, “O” bilir… İşte bunu bu şekliyle bilmek, daha önemlisi içselleştirip isyan etmeden kabullenebilmek hiç de kolay bir şey değil bizler için. “O kadar dua ediyorum, namazımı kılıyorum dürüst yaşıyorum. Niye benim ısrarla ettiğim o dua kabul olmuyor?” şeklinde isyana varacak şekilde düşüncelerimiz olabiliyor bazen maalesef. Bu kitabın bize hatırlattığı şeylerden biri duanın aynı zamanda bir imtihan olduğu… Israrla dua ediyoruz ama bakalım karşılığı geciktiğinde İslamiyetin bize yukarda bahsettiğim öğretisine uyabilecek miyiz? Ya da karşılığı hemen verildi diyelim, Allah’ı anmaya, şükretmeye, dua etmeye devam edecek miyiz yoksa Allah’a karşı nankör mü olacağız? Kitap bu konuda beni bir güzel sarstı açıkçası :))
Bu kitapta öğreneceğimiz şeylerden biri de; dua etmenin de bir adabı, bir usulü olduğu… Dua dediğimiz şey tabii ki Rabbimiz ile kalbimiz, halimiz ya da dilimiz ile direk iletişim kurduğumuz bir alan. Kimse aramıza giremez, istediğimiz gibi konuşuruz, dilediğimizi söyler, isteriz. Fakat yazarımız demek istiyor ki makbul olan, kabulü çabuk olan duaların ortak özellikleri vardır. Bunları bilirsek Allah’ın rahmetini daha çabuk celbedebiliriz. Öyle haşa Allah’a sipariş verir gibi dua etmek olmaz mesela… Ya da inanmadan edilen duanın da bir tesiri yoktur. Olacağına bütün kalbinle inanman gerekir. Allah’ın emir ve yasaklarına uyan bir insansan mesela, dualarının gerçekleşme ihtimali de artar yine… Kırılmış, hüzünlü bir kalp ile, çok zor durumdayken edilen dua da çok makbuldür, çünkü O’ndan başka çarenin olmadığını bilir ve yalvarırsın çaresizlik içinde… Bu ve bunun gibi birçok ufak gibi görünen ayrıntı vardı eserde…
Kitabın adından da anlaşılacağı gibi, dua üzerine keşfedilecek ne çok şey varmış aslında. Belki çoğunu bir yerlerden duymuşuzdur ama durup gerçekten düşünmemişizdir. Oysa dua, her şeyden önce bir ibadet… Hem de Kur’an’da sıkça geçen, önemli bir emir. Biz çoğu zaman sadece daraldığımızda, başımız sıkıştığında yöneliyoruz ona ve rahatlıyoruz. Ama fark etmeden aynı anda büyük bir ibadet de yapıyor, sevap kazanıyoruz. Düşünsenize, içimizi böylesine hafifleten bir şey, belki de bize cennetin kapılarını aralayacak kadar kıymetli. Üstelik öyle kolay ki… Bazen tek bir kelimeye bile gerek kalmadan, sadece kalpten geçenlerle bile dua edebiliyorsunuz. :))
Kitap öyle inanılmaz, hiç bilmediğim şeyler öğretmedi bana belki… Ama unuttuğum, bildiğim ama üzerinde durmadığım birçok ayrıntıyı hatırlattı ve farkındalık kazandırdı. Zamanında ağlaya ağlaya ettiğim bazı duaların gerçekleşmemesinin benim için çok daha hayırlı olduğununun, Allah’ın beni istediğim o şeyden koruduğunun ayırdına vardım mesela… Sabırla ettiğim ama açıkçası bazen sabretmekten de yorulduğum dualarım için çabalamaya devam etmem konusunda motive etti… Mucizelere inanır mısınız bilmem ama ben inanırım. Hayatımda birkaç kere kendi hayat dinamiğimde mucize olarak gördüğüm şeyler yaşadım. Bunların hepsinin Allah’ın yardımıyla, dualarımın karşılığı olarak olduğunun da ayırdına vardım… Kısacası bu eser ruhuma, duygu dünyama çok iyi geldi…
Dua ile, sevgi ile, kitap ile kalın dostlar, görüşmek üzere…