·464 syf.····Okunma: 05 Mayıs 2026 15:22 Neriman Hanım’ı gördükçe annemin sözü hep aklıma geldi: “Eğer bir erkekle evleneceksen, annesi ölü olanı bul.” Diye bir öğütü vardı anneannemden kalan. HSOWNDOWJWKSNSKSJSKJSKS
Şaka gibi ya… Neriman Hanım beni çok sinirlendirdi. Ama Neriman Hanım, düzgün, güzel huylu olup Asya’ya iyi davransaydı, “yok artık” diye bir tepki verebilirdim. Bu yüzden bazen Neriman Hanım gibi karakterlerin varlığına anlayış gösteriyorum.
Güzel bir kitaptı. Tatlıydı. Umarım her insanın karşısına Ömer Asaf gibi insanlar çıkar. Ömer için bile bu kitaba 10 puan verebilirdim ama içimden gelmedi 10 vermek. Bana göre ortalama bir kitap. Ne kadar güzel olsa da, tatlı da olsa…
Kitapta klasik bir aile yapısı mevcut. O klasikliği görmek hem itti beni hem de çekti. Çünkü o klasik aile yapısı, gerçek hayatta bazı anlarda çok yıpratıcı oluyor ve ben her okuduğumda gerçek hayattaki ailelerle iç içe geçiyordum. Ne kadar Ömer Asaf gibi insanlar istesek de, gerçek hayattakiler maalesef kitap karakterleri gibi kusursuz değil. Ömer’in tek kusuru (kendisinde gördüğü) kısır olmasıydı ama gerçek hayattaki insanların on tane sorunu oluyor.
Kim çeker on sorunu?
Her neyse, kitap bazı anlarda çok tekrara düşüyor. Mesela Ömer, 30 sayfa aralıklarla hep şunu söylüyor: “Asya’yı nasıl fark etmemişti? O zamanlar Asya, Ömer Asaf için bir kız çocuğundan ibaretti. Nereden bilebilirdi ki güzel gözlüsünün karısı olacağını?”
Çok durağandı. İlahi bakış açısı, yeri geldiğinde çok güzel oluyor; herkesin fikirlerini ve davranışlarının arkasındaki nedenleri ilerleyen sayfalarda değil de o an görmek arada iyi oluyor. Ancak 464 sayfa boyunca sürekli ilahi bakış açısıyla anlatılması beni açıkçası bunaltı. Bu yüzden kitapla tam anlamıyla iç içe geçemedim.
Ömer’i ne kadar sevsem de kitabın sonunu sevemedim. Tamam, kendi kanından bir çocuk istemesi anlaşılabilir ama bu durum bana fazlasıyla toz pembe geldi. Bence Asya hamile kalmamalıydı. Onun yerine bir çocuk evlat edinmeleri, hikâyeye çok daha uygun olurdu. Bana göre bu hamilelik kısmı biraz zorlama olmuş. Hele Bora’nın son satırlarda öldüğünü görmek… o da ayrı bir “ne oldu şimdi?” hissi yarattı.
Kitap ortalama olsa da aslında puan olarak 7 vermeyi düşünüyordum. Çünkü düzgün erkek karakterlere hasretiz ve Ömer gerçekten on numara bir karakter. Ama bu detayları okuyup sonrasında düşündükçe o 7’yi verme isteğim de kaçtı.
İlk başlarda Asya da sinirlerimi ciddi anlamda bozdu. Sürekli “zorla evlilik, zorla evleniyorum” tavırları… Tamam, başka birini seviyorsun, buna bir şey demiyorum. Ama sürekli aynı tepkiyi verip bir çözüm üretmemesi yorucuydu. Üstelik Ömer’e de gereksiz şekilde sinirlenip cephe alıyordu.
Yani düşünmesi gereken şey şu olabilirdi: “Ben bu adamın hayatını karartmak istemiyorum, babam ve abim yüzünden bana mecbur kalıyor.” Böyle bir farkındalık olsa gerçekten anlayış gösterebilirdim.
Ama yok… Sürekli “istemem, istemem” deyip bir çözüm de bulmuyor. Bora’ya gidiyor, hakaret yiyor, geri dönüyor. Oysa Ömerle konuşsa ona yardımcı olabilecek biri. Belki uzakta bir ev tutacak, belki başka bir çözüm bulacak. Zor bir süreç, riskli de, evet. Ama en azından bir şey denemek gerekirdi.
Eldeki çözüm, kendisi için en iyisiyken gidip burun kıvırması gerçekten sinir bozucuydu. Babanın ve abinin yaptığı şeylerin öfkesini neden Ömer’den çıkarıyorsun? Asya'nın ilk halleri beni harbiden sinirden deli etti. Bora'nın evine kadar gelmesini de mesela söylemedi. Gereksiz bir kaos yaratan etkenleri vardı.
Ve ben gereksiz kaostan nefret ederim.