Adam ve Kadın Evren
Petrikor, İlk başlarda karmaşık gelebilir ama aslında hikayede’ki Adamın Zihnin yarattığı karmaşa insanın iç dünyasında yıllardır sessizce büyüttüğü boşlukların, yarım kalmış cümlelerin ve adını koyamadığı yalnızlıkların romanı gibi hissettiriyor. Daha ilk sayfalarda beni kendine çekti.haritalarda bulunmayan o “yokluk ülkesi”nin içine bırakıyor; sınırları sessizlikle çizilmiş, zamanı durmuş, mevsimi sürekli yağmurdan hemen önceye sıkışmış bir evrene… Ve tam burada romanın adı anlam kazanıyor: petrikor, yani yağmurun toprağa ilk düştüğü an yayılan o derin koku. Kitap boyunca bu koku yalnızca doğanın değil, bastırılmış duyguların, unutulmuş anıların ve insan ruhunun çatlaklarından sızan geçmişin kokusuna dönüşüyor. Yazarın dili zaman zaman bir roman değil de gökyüzüyle yeryüzü arasında kurulmuş melankolik bir şiir gibi ilerliyor.
Özellikle gezegenlerin kadim görevlerinden söz edilen bölümler, insan hayatını evrenin sonsuz düzeni içinde küçücük ama anlamlı bir titreşim gibi hissettiriyor; her varoluşun görünmez bir yasaya boyun eğmesi fikri kitabın en çarpıcı taraflarından biri oluyor.
Yazar, yağmur sonrası toprağa sinen kokuyu yalnızca bir metafor değil, adeta bir hafıza kapısı gibi kullanmış. Geçmişin izleri, kırılmış bağlar, insanın kendini ait hissedecek bir yer arayışı ve evren karşısındaki küçücük varlığı öyle sakin ama derin işlenmiş ki, bazı cümleler uzun süre zihinden çıkmıyor. Kurgu o kadar güzel ki sonu beni çok şaşırttı Zihnin yarattığı yalnızlığın kaçış metodu ise Akıl hastanesinde bitmesi ve karmaşık görünen evrensel metotlarların kendi kafasının içinde oluşu o kadar ters köşe yaptı ‘ki bayıldım tavsiye ediyorum…️