Buddenbrooklar: Bir Ailenin Çöküşü benim için heyecanlı ya da hararetli olaylarla akan bir kitap olmadı. Daha çok, bir ailenin kuşaklar boyunca yavaş yavaş çözülüşünü ve hatta soyunun tükenişini anlatan sakin ama ağır bir hikâyeydi. Buna rağmen beni yormadı; çünkü 1800’ler Avrupası’nı anlatan eserleri ve Avrupa tarihini seviyorum. Dönemin burjuva düzenini, aile yapısını ve toplumsal beklentilerini okumak oldukça ilgi çekiciydi.
Kitapta özellikle kadınların yaptığı “doğru” evliliklerle ailelerin ayakta tutulmaya çalışılması dikkat çekiyor. Ticaret ve şirket yönetimi babadan oğula geçerken, kız çocuklarının rolü ise aileye statü ve ekonomik güç kazandıracak evlilikler yapmak oluyor. Evlendikleri kişinin zengin ve saygın bir tüccar olması yeterli görülüyor; kadınların kendi hayatları ya da mutlulukları ise çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Dönemin bakış açısını anlamaya çalışsam da bu düzeni içselleştiremedim.
Tony karakteri için gerçekten çok üzüldüm. Ailenin ve şirketin çıkarları uğruna yaptığı yanlış evliliklerin sonunda, o uğruna fedakârlık yaptığı şirketin geldiği noktaya bakınca insanın içi burkuluyor. Tony’nin yaşadıkları, kitabın en acı taraflarından biriydi benim için.
Ancak son bölüm benim için tam anlamıyla kabus gibiydi. 11. bölüm kendi içinde dört parçaya ayrılıyor ama özellikle ilk iki kısmı okurken “Ben ne okuyorum?” hissine kapıldım. O ana kadar büyük bir keyifle ilerleyen kitap bir anda bambaşka ve bana çok gereksiz gelen detaylara saplandı. Hatta o bölümlerden, kitabın sonunun nasıl biteceğini tahmin ettim. Açıkçası bazı satırları atlayarak okumak zorunda kaldım.
Yine de genel olarak baktığımda, sakin temposuna rağmen etkileyici, dönem atmosferini çok güçlü hissettiren ve aile kurumunun çöküşünü başarılı şekilde anlatan bir romandı. Özellikle klasik Avrupa edebiyatını sevenlerin ilgisini çekebilir.
Buddenbrooklar