Daha yeni kapağını kapattım ve hâlâ etkisinden çıkabilmiş değilim. Bu kitap gerçekten zihnimi fazlasıyla doldurdu, öyle ki düşüncelerimi toparlamak bile zaman alıyor.
“Babil: Oxford Çevirmenler Devriminin Gizemli Hikayesi”, sadece bir kurgu değil; dilin gücünü, bilginin kimlerin elinde nasıl bir silaha dönüşebileceğini ve sömürgeciliğin görünmeyen ama derin izlerini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Dilin masum bir iletişim aracı olmaktan çıkıp bir kontrol mekanizmasına dönüşmesi fikri beni en çok sarsan noktalardan biri oldu.
Karakterlerin içsel çatışmaları, ait olma duygusu ile adalet arayışı arasında sıkışmaları çok gerçekti. Özellikle “doğru olanı yapmak” ile “sistemin parçası olmak” arasındaki o ince çizgi, kitap boyunca insanı sürekli sorgulamaya itiyor.
Bence bu kitabın en güçlü yanı, okuyucuyu rahatsız etmekten çekinmemesi. Okurken zaman zaman huzursuz oldum, ama tam da bu yüzden bu kadar etkileyiciydi. Çünkü anlatılanlar sadece geçmişe ait değil, bugünün dünyasında da yankısını buluyor.
Kısacası, kolay okunan ama kolay hazmedilmeyen bir kitap. Bitirdiğinizde sizde bir şeyleri mutlaka değiştiriyor.
Benim için uzun süre aklımdan çıkmayacak bir okuma deneyimiydi.