HORCH marka siyah, büyük bir otomobil, köprüyü geçerek Karaköy'e saptı. Ali Kemal'in güvendiği meşru devletin Sadrazamı Tevfik Paşa, Londra'dan dönmüş, konferans hakkında Padişah'a bilgi sunmak için saraya gidiyordu. Birdenbire bir İngiliz trafik askeri, düdük çalarak önlerine atıldı. Şoför arabayı zorlukla durdurdu. Sarsılan Tevfik Paşa sızlandı:
"Ne oluyor?"
Şoförün yanında oturan parlak kordonlu yaver, "Şimdi anlarım efendim" dedi, arabadan fırladı.
İngiliz askeri öfke içindeydi.
Yaver sert bir şekilde, hemen yolu açmasını istedi. İngiliz, bir Türk subayının kendisiyle böyle yukardan konuşmasına şaşmıştı, o yüzden duraksadı. Askerin kabalığından pişman olduğunu sanan yaver, arabada Sadrazam'ın bulunduğunu açıkladı, yolu açmasını istedi. İngiliz kendini toparlamıştı, bir şey söylemeden düdüğüne asıldı.
İhtiyar Tevfik Paşa "Ne istiyor bu adam.." diye yakındı arabada, "..geç kalıyoruz."
Düdük sesine koşan bir devriye kolu arabayı sarıyordu. Yaver altüst olmuş bir suratla arabaya döndü. "Çabuk gidelim" emrini veren Sadrazam'a, "İmkânsız efendim." dedi, "..bizi tutukladı."
Tevfik Paşa'nın yüzü soldu:
"Kim olduğumu söylemediniz mi?"
"Söyledim efendim ama bir faydası olmadı. Karakola götürüyor."
"Neden?"
"Arabanın plakası olmadığı için."
İngiliz trafik askeri, motosikleti ile arabanın önüne geçmişti. Rüzgâr gözlüğünü gözlerine indirdi. Motosiklet gümbürdeyerek hareket etti. Sadrazam Tevfik Paşa'nın makam arabası, motosikleti takip etti.
Çevre meraklılarla dolmuştu. Gözleri hayretten büyümüş bir Türk yanındakilere, "Şu hale bakın yahu.." diye fısıldadı, "..bir İngiliz askeri, koca Osmanlı Sadrazamını tutukladı, götürüyor, o da kuzu kuzu gidiyor. Ölmüş bu devlet."
Yere tükürdü.