·184 syf.····Okunma: 04 Mayıs 2026 00:00 Sandor Marai’den okuduğum ilk kitap Csutora oldu. Csutora adlı bir köpeğin hikâyesinin anlatıldığı romanda yer yer güldüm yer yer üzüldüm.
Romanda Noel hediyesi olarak hayvanat bahçesinden alınan bir köpeğin hikâyesini okuyoruz. Köpeği eşi için satın alan beyefendi, onun cins bir köpek olduğunu zanneder. Ancak Hayvanat bahçesi yetkilisi kendisini kandırmıştır; Csutora cins bir köpek değildir. Henüz 4 haftalık olan köpeğin cinsi de anlaşılmaz. Eşine hediye olarak farklı bir şey almak isteyen bu adam, çok da sorgulamadan köpeği alır.
Roman boyunca beyefendi ve eşinin isimlerini bilmeyiz. Roman boyunca bu iki karakter, beyefendi ve hanımefendi olarak anlatılır. Beyefendi bir gazetede yazardır. Aile, kendi yağında kavrulan, çok zengin olmayan ama burjuva zevklerinden de geri kalmayan orta hâlli bir ailedir.
Noel zamanları birbirlerine hediye almama sözü veren bu çift, sonuç olarak sözlerini tutmaz ve birbirlerine hediye alırlar. Hanımefendi için bu bir ‘‘snorrka’’dır. Yani küçük bir hediyedir. İşte bu snorrka da Csutora adlı bu yavru köpektir.
Köpeğin eve gelişiyle birlikte ailenin düzeni de değişir. Başta beyefendinin rutinleri değişir. Evdeki hizmetlinin onun peşinden koşturması ve âdeta iş tanımının değişmesi de arkasından gelir. Cins bir köpek olduğu için daha farklı muamele edilir, el üstünde tutulur. Sabah akşam gezintilere çıkarılır. Köpek küçükken daha uyumlu görünse de büyüdükçe işler değişir.
Romanda bir yıllık zaman diliminde yaşananlar anlatılır. Köpek büyüdükçe hırçınlaşır. Eve gelip giden bazı tipleri hiç sevmez, onlara sürekli havlar hatta hızını alamaz bazılarını ısırır. Sevdiği bazı komşuları da vardır. Ortadan kaybolduğu vakitler işte bu sevdiği tek tük insanın yanına gider. Romanda Csutora’nın sevdiği bu isimler uzun uzun anlatılmış. Köpek büyüdükçe ev halkına karşı da hırçınlaşır. Bu hırçınlık, hanımefendiyi ve beyefendiyi ısırmaya kadar varır. Köpek âdeta evcilleşmemek için direnir, tüm gücüyle buna muhalefet eder. Zaten baştan beri tasma takılmasına da karşıdır. Buna ilk kez yeltendiklerinde ortalığı yıkar, hiç kimsenin beklemediği tepkiler verir.
Köpek büyümeye başlayınca onun cins bir köpek olmadığı, melez bir çoban köpeği olduğu anlaşılır. Bunu sindirmek de aile için zordur. Özellikle beyefendi bu konuda ikilemde kalır. Köpeği gezdirmeye çıkardığında diğer insanların tuhaf bakışlarına maruz kalır. Sanki burjuva bir ailenin bir sokak köpeği beslemesi ayıp bir şey gibidir.
Sonuç olarak Csutora, özgür ruhlu bir köpektir, sokaklara, doğaya aittir. Beyefendi sık sık onunla empati yapmaya çalışır, onun iç dünyasında olup bitenleri anlamak için çaba gösterir. Roman boyunca köpek sanki köpek değil de bir insanmış gibi ciddiye alınır. En sonunda bardağı taşıran son damla olarak köpek, sahiplerini ısırınca da beyefendi tüm ciddiyetiyle onunla kavga eder.
Kitabın alt başlığında da belirtildiği gibi o, şahsiyetli bir köpektir. Özgürdür; tasmaya, komuta gelmez. Romanın sonunda da bir insan gibi davranır, beyefendiyle olan kavga sonrası vedalar edilir ve Csutora, yine bir insan gibi arkasına bir kez bile bakmadan evden çıkıp gider.
Csutora, tamamen bir metafor da olabilir. Yazar aslında insanları düşünerek bu köpek karakterini kurgulamış olabilir, bilemiyorum. Romanın girişinde de okur uyarılır ve bunun bir köpek hikâyesi olduğu belirtilir. Bu bölümde yazarın köpek hikâyesi yazıp yazmama konusunda arada kaldığını ve bu konuda kendini ikna etme çabasını görüyoruz. Köpek üzerine bir hikâye kurgulamak sanki ayıp, utanılacak bir şeymiş gibi geliyor ona. Fakat sonunda yazmaya ikna olur. Köpeğe yeterince dikkatli bakarsa belki insan hakkında da bir sırrı yakalayacaktır. İşte Csutora’nın hikâyesi de böyle başlar.
Romandaki zaman ve mekân unsurlarına da değinelim. Romanda bahsi geçen yerlerden anladığımız kadarıyla mekân, Budapeşte’dir. Romanın başlarında geçen ‘‘büyük savaştan 10 yıl sonra’’ ifadesinden de romanın 1. Dünya Savaşı’ndan 10 yıl sonrasında geçtiğini anlıyoruz. Bu da 1920’lerin sonuna denk düşüyor. Roman da 1932 yılında ilk kez yayımlanmış.
Bazı bölümlerin gereksiz uzatıldığını -özellikle bazı karakterlerle ilgili bilgi verilen bölümlerin- düşünsem de genel olarak keyifle okuduğum bir roman oldu. Özellikle romanın başı ve sonu daha akıcı, merak uyandırıcı ve vurucuydu. Konu ve konunun ele alınışı ilginç olsa da kitaba bayıldım diyemem. Alt başlıkta olduğu gibi hikâye olarak kalsa, daha kısa ve öz olsa bence etkileyiciliği katbekat fazla olurmuş. Biraz uzatılmış, derinlik katmak uğruna asıl karakter olan köpekten yer yer uzaklaşılmış ve bu da bence bazı bölümlerde romanı sıkıcı yapmış. Her ne kadar henüz yazarın diğer kitaplarını okumamış olsam da daha iyi romanları olduğunu düşünüyorum.
Çeviriyi de özellikle bazı yerlerde çok kötü bulduğumu ifade etmek isterim. Çeviride Türkçe dil bilgisi hataları gözüme çarptı. Yine bazı ifadelerin doğru kullanılmadığını gördüm. Bence bu baskının tekrar gözden geçirilmesi de şart.