"Bütün mutlu aileler birbirine benzer; her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır."
Merhaba dostlar.. Uzun zamandır okumak istediğim Tolstoy'un dev eseri Anna Karanina'yı nihayet okudum.
Roman boyunca en çok etkilendiğim karakter Levin oldu. Daha sonra öğrendim ki Levin, Tolstoy’un kendi düşüncelerini ve ruh dünyasını yansıttığı bir karaktermiş. Belki de bu yüzden onun iç hesaplaşmaları, hayata bakışı ve anlam arayışı bana bu kadar samimi geldi. Levin’de insanın kendini bulma çabasını gördüm.
Anna ise bambaşka bir trajedinin temsilcisiydi. Maddi anlamda hiçbir eksiği olmayan, saygın ve güçlü bir hayatın içinde yaşarken ruhundaki boşluğu sevgiyle doldurmaya çalıştı. Çünkü insan yalnızca konforla mutlu olamaz. Bir kadına yalnızca zenginlik sunarak her şeyi verdiğinizi sanamazsınız; kadın önce ilgi ister, sevgi ister, anlaşılmak ister.
Anna’nın Kont Vronski’ye duyduğu tutkunun temelinde de biraz bu eksiklik vardı.
Fakat yine de Anna’nın yaptığı bazı seçimleri eleştirmeden geçemiyorum. Özellikle bir annenin evladından uzak kalması benim için kabul edilmesi zor bir durum. Çünkü bana göre bir anne için evladı her şeyden önce gelir. Hayatta aşk da tutku da gelip geçebilir; fakat evlat sevgisi bambaşka bir bağdır.
Romanın en acı tarafı ise Anna’nın uğruna her şeyini feda ettiği aşkın zamanla tükenmesiydi. İnsan bazen tutkularını sonsuz sanıyor ama hayat bunun tam tersini gösteriyor. Vronski’nin sevgisi de zamanla değişti; Anna’nın dünyası ise giderek yalnızlığa ve karanlığa sürüklendi. Ve sonunda o unutulmaz trajedi… Tren raylarında son bulan bir hayat…
Kitapları neden okuruz? Bana göre kitaplar yalnızca vakit geçirmek için değil, insanın kendisini ve hayatı anlaması için vardır. Ben bu büyük eserden pek çok ders çıkardım. İnsan ilişkilerini, sevgiyi, tutkuyu, aileyi ve yalnızlığı yeniden düşündüm.
Kitabı gönülden tavsiye ederim. Kitaba notum 10/10
Sevdiğin birine baktığında, onu diğer herkesten ayıran o ışığı görürsün; o ışık bazen seni aydınlatır, bazen de yakıp kül eder.
Beklemesini bilen biri için her şey zamanında gelir.
İnsanın içinde öyle bir dünya vardır ki, oraya kimse giremez ve oradan kimse sağ çıkamaz.
Kendimi ve hayatımı düşünmeyi bırakıp sadece yaşamaya başladığımda, her şey daha netleşiyor.
Herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür ama kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.