·53 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Mayıs 2026 12:56 Derginin bu sayısı, sevdiğim yazarlara ve onların sevdiğim eserlerine çok başarılı bir yaklaşım sunduğu için en beğendiğim sayı oldu. Bazı şiirler ve denemeler amatör ve kendini tekrarlıyor hissi verse de yine de genel olarak diğer sayılara göre başarılı diyebilirim. Üstüne katarak gitmiş olduğundan şüphem yok. Popüler kültür kaygısından biraz daha sıyrılmışlarsa ileriki sayılarda çok daha iyi işler ortaya çıkartacaklarından eminim.
… Dergiden Çıkardığım Notlar …
. Frida Kahlo - Özlem Gedizlioğlu .
Frida bütün zıtlıkları ruhunda barındıran, çoğu kadının
gözünde bir fenomene dönüşmeyi başarmış, imrenilecek bir kişilik olmasının yanında; trajik bir hayatın da başrol oyuncusudur.
Altı yaşındayken ayağı ağaç köküne takılıp büyük bir acıyla yere düşen Frida, bu olaydan sonra geçirdiği çocuk felciyle hafif çelimsiz ve topallayan bir kadına dönüşür. ‘Tahta bacak Frida’ lakabıyla acıyla tanışır.
Resimlerine sadece kendini, kendi öz yaşamını yansıtır ve kendini hiçbir zaman sürrealist kabul etmez. Çünkü o bilinçdışı değil tam olarak görüneni yansıtmaktadır.
On dokuz yaşındayken geçirdiği otobüs kazasında hayatında önemli bir dönemdir. Bütün yaşamı korselerle, defalarca tekrarlanacak ameliyatlarla geçer fakat o hiçbir zaman yatağa hapsolmaz. Ölüm döşeğinde yataklara düştüğünde bile yataktan çıkması yasak olduğundan kendi sergisinin açılışına yatağa bağlı olarak gider.
Diego Rivera ile çalkantılı bir aşk serüveni geçirir. Biseksüel bir kimliğe de sahip olan Frida, kadınlarla bile Rivera’yı aldatır fakat ömrü boyunca ondan vazgeçemez. Aralarındaki mektuplaşmalar fazlasıyla edebidir.
. Kadınlık Çıkmazı - Feyza ALTUN .
Kadın olmanın acımasız gerçeklerini muhteşem bir şekilde gözler önüne sermiş avukatımız. Şahane de bir kalemi olduğunu öğrenmiş oldum bu yazı vesilesiyle. Tekrar tekrar okunup ders çıkartılması gereken bir deneme.
Kadınların en temel karakteristik özelliklerinin altında yatan gerçekleri çok sağlam temellere dayandırarak anlatan avukatımız, devrimci yazarlar aracılığıyla tüm devrimci kadınlara selam göndermeyi de son paragrafta ihmal etmiyor.
. Bir Mine Söğüt Röportajı - Nergis SELİ
Kadınlığımı önemseyerek büyümedim hatta bunu ayıp bildim, ben önce insanım! Ama sırf gözden oluşan bir insanım ve önümde, arkamda, tepemde her yanımda gözlerim var ve maalesef görüyorum! Gördüğümü de yaşıyorum, hissediyorum ve kalbimin kabul etmediği hayatlar görmek beni öfkelendiriyor. Kadınlık tarifim, kendi üzerimden değil yaşadığım toplum ve hatta dünya üzerinden yaptığım bir tarif.
. ACZ - Salih Samet GÜR .
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu; eskilerin tabiriyle kademini arza şair-i maderzat olarak basanlardan, anadan doğma şair. Şiiri, keşfedilmeyi bekleyen ummandır.
Zarifoğlu'nun dediği gibi "Ne çok acı var.”Acı onun şiirinin, hayatının ve soyut aşkının bedelidir. Onun şiirinde babaya kırgınlık ve gücenmişlik kendini gösterir.
Zarifoğlu'nun kapalı, içe dönük mizacı ve bu mizacın etkisindeki şiirler, şair ve şiirinin, çevresiyle ilgisizliği olarak anlaşılmamalıdır. Bu şiirler kendini "acz" olarak tanımlayan tevazu sahibi bir şairin şiirleridir.
Yedi Güzel Adam adlı şiiri modern Türk şiirinin
en büyük zaferlerindendir. Onun şiiri yaşayan bir şiirdir, şiirini okurken kendinizi şair ile adeta bir masada oturmuş ve konuşur hâlde bulursunuz. Şair masadan kalkar ve şiir biter.
. Asfalt Ovalarda Gezen Pan - Havva EMRE .
Marksizm'e göre tarih, üretim biçimlerinin değişerek devam etmesidir. Üretim araçları, üretim biçimleri, emek, sermaye, artı değer (surplus valve) gibi kavramlar Marksizm' de önemli bir yer tutar.
Marksistlere göre toplum, alt yapı ve üst yapıdan meydana gelir. Alt yapı bütün iktisadi ilişkileri kapsarken, üst yapı ise hukuk, din, devlet, eğitim, sanat ve edebiyattan oluşur. Alt yapı üst yapıyı daima belirler.
Necatigil, Panik adlı şiirinde mitolojik göndermelerden hareketle Marksizm'in temel kavramları olan toplumdaki sınıf farklılıklarını, alt yapı ve üst yapıyı, üretim güçlerini ve üretim biçimlerini ele almıştır. Bunu da kırsaldan kente göç eden,doğanın ve halk müziğinin Tanrısı, Pan üzerinden anlatmıştır.
. Kütüphane Sahipleri Bilir - Gülşah Köksal ÇEKİCİ .
Kitaplar, bir karton kapak ve yüzlerce sayfayla dolduran mürekkep yığınından çok daha fazlasıdır, onları tutkuyla sevenler için; nefes alan, yaşayan, yaşlanan birer canlıdır. Bir şekilde sahip olunup evimize girdikleri andan itibaren onlar, yazanlarıyla
birlikte, yaşadığımız mekanları bizlerle paylaşmaya başlarlar. Öyle ki, evimizin en önemli, en değerli, en özel köşelerini, odalarını tahsis ederiz onların şerefine. Oturdukları yerler, en iyi ağaçlardan,
en estetik mobilyalardan olsun isteriz. Elbette bunlar,
bizlerin gücü ve kitaplara olan sevdamızın yüceliğiyle paralellik arz eder.
Okumaya ömrümüzün vefa edemeyeceği kadar kitap alıyor olmanın altında yatan bilinçaltı neden, Benjamin'in dile getirdiği "Biz biraz da, onlarla
‘yaşamak' istiyoruz"dan başka ne olabilir ki? Okurluk, zamanla, koleksiyonerliğe biraz da bu yüzden dönüşüyor olmalı: "Olsun, elimin altında bulunsun, okuyamasam da yanımda dursun." diye aldığımız kitapların ruhunu istiyoruzdur aslında; ruhunun evimize taşınmasını, bize yeni anlamlar kazandırmasını; tanışık olmayı yani, birlikte yaşıyor olmayı..
Rene Descartes, "İyi kitaplar okumak, geçmiş yüzyılların en iyi insanlarıyla sohbet etmek gibidir." der ya, bu yüzden bizler çoğu zaman, kitap dolu raflara bakarken, orada, saman kağıtlarından,
karton kapaklardan, kuşe kağıtlardan ziyade, dokunur dokunmaz gerçeğe dönüşecek bir ruh, bir sima, bir 'dostun yüzünü' görüyoruz.
. Döngü - Emre AKSOY .
İzlediği dram filminin, döngü yaratarak benzer şekilde kendi başına da geldiği Kerem karakterinin acıklı sonu, iki sayfa olmasına rağmen çok etkileyici bir şekilde kaleme alınmış. Filmden çıkıp şairane bir şekilde evine ulaşmaya çalışan Kerem en sonda filmin adeta baş karakteri olması fikrini çok başarılı buldum.i