Zifiriyet Fabrikası bazı kitaplar vardır, okurken sadece hikâyeyi değil, insanın içindeki karanlığı da sessizce önüne koyar. Bu kitap benim için tam olarak öyleydi. Sayfalar ilerledikçe olaylardan çok duyguların ağırlığını hissettim. Yer yer rahatsız eden, yer yer düşündüren ama bunu yaparken samimiyetini kaybetmeyen bir tarafı vardı. Özellikle insanın kendi içindeki boşlukla, yalnızlıkla ve bastırdığı karanlık tarafıyla yüzleşmesini çok güçlü bir şekilde hissettirdi.
Hakan Yücel’in dili bana göre kitabın en güçlü yanıydı. Sert olmaya çalışmayan ama sert etkiler bırakan bir anlatımı var. Bazı cümleler o kadar doğal ama bir o kadar da vurucuydu ki, altını çizmeden geçemedim. Kitap boyunca karanlık bir atmosfer vardı fakat bu karanlık boğucu olmaktan çok düşündürücüydü. Okurken sürekli insan zihninin ne kadar karmaşık olduğunu düşündüm. Çünkü kitap yalnızca bir hikâye anlatmıyor, insanın kendi içindeki çatışmaları, kırgınlıkları ve susturduğu taraflarını da anlatıyor.
Ve sanırım kitabın ruhunu ilk hissettiğim yer arka kapağı oldu. Uzun zamandır bir arka kapak yazısı beni bu kadar içine çekmemişti. Yunuslar üzerinden kurulan o metafor ilk bakışta sıradan gibi görünse de aslında insan doğasına dair çok sert bir şey söylüyor. İnsanların kendi kötülüğünü, hırsını ve karanlığını başka canlılara yüklemesi… Bunu anlatış biçimi hem ironik hem de rahatsız edici derecede gerçekti. Özellikle o alaycı ama derin ton, kitabın nasıl bir atmosfer taşıyacağını daha ilk satırlarda hissettiriyor. Arka kapağı okurken bile kitabın içinde huzursuz ama etkileyici bir dünya olduğunu anladım.
Kitabı okurken bazı yerlerde uzun uzun durup düşündüm. Özellikle insanın kendi yalnızlığını başkalarına yansıtması fikri oldukça etkileyiciydi. Çünkü aslında kitap boyunca anlatılan karanlığın çoğu, insanın kendi içinden çıkıyor. Belki de bu yüzden kitap bittikten sonra bile etkisi hemen geçmiyor. İçinde sessiz ama ağır bir his bırakıyor. Beni en çok etkileyen şeylerden biri de, karanlığı bağırarak anlatmaması oldu. Sessiz ilerleyen ama insanın içine işleyen bir tarafı var. Bazı karakterlerde insan kendinden parçalar buluyor; bazı düşünceler ise istemeden uzun süre akılda kalıyor. Özellikle insanın kendi yalnızlığını başkalarına yansıtması fikri kitabın en güçlü taraflarından biriydi bana göre. Çünkü çoğu zaman insanlar, içlerinde taşıdıkları karanlığı başka hikâyelerin içine saklıyor. Kitap bunu oldukça sert ama gerçek bir şekilde hissettiriyor.
Ayrıca kitabın benim için ayrı bir anlamı daha oldu. Yazarın bana bu kitabı hediye etmiş olması okuma deneyimini çok daha özel ve samimi hale getirdi. Bu yüzden Hakan Yücel ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Bir okura kendi dünyasını emanet etmek bence çok kıymetli bir şey. Sayfalar arasında dolaşırken yalnızca bir roman değil, emek verilmiş bir ruh hali de hissediliyor. Böyle bir kitabı benimle buluşturduğu için kendisine çok teşekkür ediyorum.