Mine Söğüt’ü sevmek aslında biraz da canının yanmasından zevk almak gibi bir şey. Eğer Deli Kadın Hikayeleri’ni okurken o kadınların deliliğinde kendi parçalarını bulup “Evet, işte tam olarak bu” dediysen, Gergedan seni bambaşka bir yerden vuracak. Söğüt yine o bildiğimiz, hayran kaldığımız huysuz ve deli kalemiyle karşımıza çıkıyor ama bu sefer sadece bireyi değil, hepimizin içindeki o hantal, duyarsız ve kalın derili canavarı, yani gergedanı deşifre ediyor.
Kitabı okurken sanki Mine Söğüt karşımda oturmuş, o sakin ama buz gibi sesiyle yüzüme en sarsıcı gerçekleri haykırıyor gibi hissediyorum. O rahatsız edici dediğimiz şey aslında gerçeklerin ta kendisi olduğu için bu kadar etkileyici. Toplumun üzerine örttüğü o sahte ahlak örtüsünü tek bir cümleyle çekip alıyor ve bizi çırılçıplak, o çürümüşlüğümüzle baş başa bırakıyor.
Bazen uyanmak için nazik bir sarsıntı yetmez, Mine Söğüt gibi birinin gelip hayatımıza koca bir küfür savurması gerekir.
Mutlaka tavsiyemdir. Mine SöğütGergedan