Emile ajar Romain Gary (Emile Ajar)
Romain Gary’nin, Emile Ajar maskesinin ardına gizlenerek bize sunduğu bu başyapıt, sevginin tanımını sözlüklerden çıkarıp Paris’in arka sokaklarındaki o tozlu kaldırımlara indiriyor. Kitabı bitirdiğinizde anlıyorsunuz ki; kalemin gücü, sadece anlatılanın trajedisinde değil, o trajediyi on yaşında bir çocuğun masumiyetine sığdırabilmesindedir.
Romanın kalbinde atan o küçük ama devasa nabız, Arap ve Yahudi bir kimliğin ortasında hayata tutunmaya çalışan Momo’dur. On yaşında bir çocuğun gözlerinden; yoksulluğun, dışlanmışlığın ve göçmenliğin en çıplak halini izliyoruz. Paris’in lüks vitrinlerinden uzakta, hayatın kıyısında köşesinde kalmış insanların dünyası bu. Momo bize sadece bir hikâye anlatmıyor; yaşamı, kendini ve adaletsizliğin o keskin kokusunu soluyarak dünyayı tanımamıza rehberlik ediyor. Eseri asıl değerli kılan da bu: Onca yoksulluk, onca yalnızlık ve onca sorun varken hayata "seve seve" tutunmanın o mucizevi inadı.
Kitaptaki ifadeleriyle yazacağım konuyu: ) kendisi de bir orospu çocuğu olan Momo hem kendini Arap ve hem de diğer orospu çocuklarını anlatıyor.Eserde hem pezevenkleri hem de alemin orospu, travesti, kopuk gibi unsurlarını bu tabirlerle anlatıyor.Momo' nun gözünden tanıyoruz bu alemi. Anlattıkları içinde en sevimlileri ise Madam Rosa ve Madam Lola’ydı. Doktor Katz’da alemin dışında duran fakat alemi iyi bilen ve tüm ahali tarafından güvenilirliği tescil edilen biri. Yaşlı Madam Rosa hikayenin geçtiği hanın tüm sakinlerine kol kanat geren sevimli şişman bir teyze.
Momo karakterinin bünyede bıraktığı etkiyi yadsımak mümkün değil. Onun gözünden akan hayat; hem çok sert hem de bir o kadar kırılgan. Kitabı okurken altı çizilecek satırlardan başınızı kaldırıp, "Sevgi gerçekten her şeye yeter mi?" diye düşünmeden edemiyorsunuz. Madam Rosa ile paylaşılan o hayat, bize sevginin sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir sorumluluk ve direniş biçimi olduğunu kanıtlıyor.Emile Ajar’ın bu ölümsüz eseri, yoksulluğun içinde filizlenen bir insanlık dersi. Momo’nun dünyasına girdiğinizde, artık Paris’in o sokakları sizin için sadece bir mekan değil; vicdanın ve şefkatin sınandığı bir sahneye dönüşüyor.
"Korku, insanın yanından ayırmaması gereken bir arkadaştır Madam Rosa; korkmazsanız başınıza her şey gelebilir."