·214 syf.····Okunma: 10 Mayıs 2026 22:12 !Spoiler içerir!
Yaban, bu ülkede herkesin ve özellikle kendini aydın kesimde görenlerin okuması gereken bir kitap.
Başkarakterimiz Ahmet Celal, savaşta tek kolunu kaybetmiş bir askerdir. İstanbul işgal edilince oradaki evini satar ve belli bir miktar parayla kendi emir eri olan Mehmet Ali'nin köyüne taşınır. Aslında bu hareketinin altında, fiziksel eksikliğinden duyduğu bir eziklik veya zorbalardan kaçma korkusundan ziyade, Anadolu halkıyla el ele, kol kola verme isteği yatar. Çünkü Ahmet Celal; ortak felaketlerin, savaşların ve acıların bütün bir insanlığı birleştirebileceğini düşünüyordur.
Ancak beklediğinin aksine köylü; sadece kendi ekinini ve tavuğunu düşünen, "bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" mantığıyla hareket eden, hastalıktan ya da yokluktan beli bükülmüş, dünyaya kapalı bir halktır. Daha da kötüsü, köylü ona bir yabancı, bir düşman gibi bakar; ona "Yaban" lakabını takar. Kitapta, köylülerin ona nasıl bir yabancı gibi baktıkları şu cümlelerle anlatılır:
"Bu 'yaban' lafı, beni önce çok kızdırdı. Fakat sonra anladım ki Anadolulular, Anadolu köylüleri —tıpkı eski Yunanlıların kendilerinden başkasına 'barbar' lakabını vermesi gibi— her yabancıya 'yaban' diyorlar."
Yakup Kadri'nin Anadolu köylüsü betimlemelerini aslında hafifleterek anlattığımı düşünüyorum; çünkü kitapta bu köylüler, anlattıklarımdan çok daha sarsıcı ve sert şekilde tasvir edilmiş. Öyle ki insan kitabı okurken "Acaba yazar Anadolu köylüsünü bilinçli ve amaçsız olarak mı kötülüyor?" diye düşünmeden edemiyor. Ancak kitapta ilerledikçe anlıyorsun ki Yakup Kadri’nin derdi köylüyü aşağılamak değil; aslında kendine ve kendi sınıfına ağır bir tokat atmaktır. Yazar; kendisine, İstanbul halkına ve aydın kesime şu soruyu sorar: Eğitilmemiş, bakılmamış ve karnı doyurulmamış Anadolu halkından iğrenme, tiksinme ve onları yargılama hakkını nereden buluyorsun? Çünkü köylünün bu halde olmasının temel sebebi, onu ihmal eden aydın kesimdir.
Kitap boyunca birçok ilgi çekici çatışmaya şahitlik ediyoruz:
* Aydın ve köylü çatışması,
* Merkez ve taşra,
* İstanbul ve Anadolu.
Aynı zamanda ilgimi çeken pek çok karakter oldu:
Feodalizmin ete kemiğe bürünmüş hali olan, omurgasız diyebileceğim, köylünün burnundan getirip bir de utanmadan ne zaman sıkışsa dini kullanan Salih Ağa; köylüleri binbir mitolojik efsaneyle kandırıp sömüren Şeyh Yusuf; herkese farklı görünen ve nabza göre şerbet veren Bekir Çavuş; ya da Anadolu'nun tipik köylü kadını ve fedakar annesi olan, beli bükülmez Zeynep Kadın.
Ayrıca asker kaçağını koynunda saklayan Cennet, ona olan aşkından yataklara düşen Süleyman, hem anasından hem yurdundan darbe yemiş ve bu iki acıyla kavrulup gitmiş zavallı köylü çocuğu İsmail, on beşini bile göremeden şehit olan zavallı Hasan ve onun ninesi gibi daha birçok ilginç karakter mevcut.
Roman çok başarılı kurgulanmış. Dili ilk başta biraz ağır gelebilir ama okudukça alışıyorsunuz. Yazar; betimlemeleri ve çatışmaları ustalıkla işlemiş.
Roman İLK BAŞLARDA basit bir olay örgüsü gibi görünebilir; ancak birçok kişinin tercüme edemediği, görmezden geldiği veya üzerini boyayarak anlattığı o eğitilmemiş Anadolu halkını ve onları asıl karanlıkta bırakan "aydın kesimi" muazzam bir çıplaklıkla anlatmış.
Kesinlike her Türk gencinin okuması gereken bir kitap. Bu incelemeyi kitaptan bir alıntıyla bitireceğim;
"İnsan Türk olurda nasıl Mustafa Kemal Paşa'dan yana olmaz!?! "