Quicksilver kadar hızlı akmasa da ondan daha heyecanlı bir kitaptı benim için.
İlki ciddi manada bir giriş kitabıydı. Zaman zaman ‘’ikinci kitapta olacakları şimdiden tahmin ediyorum’’ demiştim. Ama bu sizi yanıltmasın. Brimstone’da birçok tahminim tutsa bile bize sunulan evrenin genişliği ve kurgunun gidişatı baya hoşuma gitti. Üstelik kitabın finalini tahmin edemediğimi de kabul etmeliyim. Son diyaloğu doğru mu anlıyorum diye ikinci kez okumam gerekti. Başından beri ejderhaların bir şekilde sözü geçiyordu fakat hikayeye bu şekilde dahil olmalarını beklemiyordum. Ne yalan söyleyeyim evrenler arası bir anlaşma falan bekliyordum ama meğerse bizimki hakkı olanı talep edecekmiş sadece… :)
Bunların dışında her karakterin kendine has bir tavrı olması, onları yakından tanıyabilmemiz ve kişiliklerini yansıtan diyaloglar/duruşlar nefisti. Hepsinin tek bir amacı olsa bile
hiçbiri ana karakterleri beslemek veya patlatmak için kitaba dahil edilmemişti. Bağımsız ve özgünlerdi.
İlk kitapta Carrion’u sevmiştim, bu kitapta daha çok sevdim. Adamda şeytan tüyü var resmen. Fakat Taladius!? Hüzünlü ve kalbi kırık karakterlere ayrı bir zaafım olduğunu inkar edemeyeceğim. Tal hakkında henüz çok az şey bilsek de onunla ayrı bir empati kurdum sanırım. Yazar hikayenin devamında onu geri planda bırakırsa cidden üzülürüm. :)
Son olarak birkaç ufak eleştirim de olacak tabii ki…
Bu kadar yoğun şekilde ikili bakış açışından okumak yorucu olabiliyor. Bazı bölümler için bakış açısının değişmesi kesinlikle gerekli olsa da bazı bölümler için değildi bence. Kitap biraz kısaltılabilirmiş sanki.
Beni yoran bir diğer şey de smut sahnelerdi. Zaten ilk kitapta bolca okumuştuk. Artık ‘’nasıl olduklarını’’ biliyoruz ve bunları yeniden uzun uzun okumak gereksiz geliyor bana. Tam olayların ilerlemesini, gizemlerin konuşulmasını falan beklediğim sırada işler farklı noktaya gelince tadı kaçıyor gibi hissediyorum.