Gönderi

Sarsılmış Bir Toplum
Puan vermedi·400 syf.··
2026 17. kitabı
Erken Cumhuriyet döneminde toplumun fikri dünyada sarsılması pek tabii olarak yazarlarımızda da görülmektedir. Bu nedenle bu kitapları kendini kaptırmadan sadece analitik olarak okumakta fayda var gibi gözükmektedir. Ben böyle okuyabildiğinin iddiasında olan biri olarak bu kitabı kısaca tartışmak isterim. 1955 yılında kaleme aldığı bu romanda Orhan Kemal bir ailenin sergüzeşti içinde biraz İstanbul, biraz değişen toplum ve teoloji tartışmaları yapmaktadır. Bu tartışmaları da aslında entellektüel anlamda sohbetine izin verdiği karakterler üzerinden değil de; hezeyanlar üzerinden okuyucusunun kalbine fırlatır. Karakterlerini de genelde tek yönlü ve insafsızca oluşturmuştur diyebiliriz. Örneğin Hacer elinden tespihi düşürmeyen, abdestli bir kadındır; ama sürekli entrika peşinde bir aşiftedir Orhan Kemal'in çizdiği gerçeklikte. Tek bir satırda dahi Orhan Kemal, Hacer'in iyi bir şey yapmasına izin vermez. Ayrıca mahalledeki bütün insanlar kötüdür; tüm ilişkiler dedikodu ve birbirinden yararlanmak üzerinededir. Basit araştırmalarla bu kitabın ne hakkında olduğu araştırıldığında aslında Orhan Kemal'in toplumcu bir roman yazdığı iddia edilmektedir. Fakat, bence, kitabın en önemli tartışma konusu teolojik açıdan kadercilik'tir. Belki bunu daha da belirgin kılmak için Orhan Kemal romanında mutlu sona izin vermez; hatta en önemli karakteri Nazan'ın acısını her dem biraz daha arttırır. Bunları hak ediyor mu sorusunu bir lahza sorduğunda da Orhan Kemal, romanın karakterleri dönemsel olarak uygun olmasa da cevaplarını Orhan Baba'da bulur. "Batsın bu dünya!". Orhan Kemal mesela idealist doğrucu Mazhar'a da mutluluk konusunda izin vermez; kendisi bir cinayete kurban gidecekken arkadaşı Nihat (bazı noktalarda gözünü kapatmasını bilen, idealist olmayan bu avukat) zengin olacak hatta oldukça da mutlu olacaktır kitabın sonunda. Biraz da Orhan Kemal romanının arkaplanında nasıl gerçeklikler yakalarız diye bakmaya çalışalım. İstanbul'da artık yeni sınıflar oluştumaya başlamıştır. Bunlardan en önemlisi hizmet sektöründe çalışanlardır. Orhan Kemal'in kitabında hizmet sektöründeki bütün karakterler sınıf atlamaya çalışan ve üst sınıfı aldatan kimselerdir. Ayrıca İstanbul'da artık ahlak üstün bir değer değildir. Fahişeler mahallelerde bilinirler; kullanılırlar ve varlıkları bir şekilde kanıksanmış haldedir. Hatta yaşantıları imrenilecek bir noktaya kadar taşınmıştır bile bazı mahalleli için. Orhan Kemal'de okuyucusunu sürekli bunlara tanık etmiştir. İslam müspet bir değer olmaktan çıkmış; hatta çoğu kez menfi hallerle yan yana, iç içe bir konuma sokulmuştur. *** Özet Mazhar ve Nazan evli, mutlu bir çift olarak Mazhar'ın annesi Hacer ile birlikte bir konakta yaşamaktadırlar. Hacer sınıfsal olarak halinden memnun olmayan bir şekilde sosyal statü kazanmak isteyen biridir. Bunu da ancak avukat oğlu Mazhar üzerinden sağlayacabileceğini düşünmektedir. Bu nedenle Nazan kendisi için ne kadar iyi bir gelin olursa olsun; bir şekilde oğlu Mazhar'ı Nazan'dan ayırmak istemektedir. Nazan'ın yerine yüksek statüden elinde oynatabileceği bir gelini arzulamaktadır. Hacer'in bu mesut evli çifti ayırma girişimlerindeki de en önemli tetikleyici olay Mazhar'ın, Nazan'a aldığı maddi anlamda çok kıymetli olan bir yüzüktür. Mazhar'ın bu yüzüğü alırken muradı karısının ona karşı daha sıcak ve samimi davranmasıydı. Lakin karısı kendisine ne kadar muhabbet beslerse beslesin fıtrat olarak o kadar da cilveli olamamaktadır. Mazhar o günlerde annesi ve karısı arasındaki çekişmelerden sıkılıp kaçtığında kendisini meyhaneye atmaya başlamıştır. Orada Jale (Neriman) adında bir kadınla yakınlaşır ve kendini kaptırır. Nazan'ın kendisi kaptırma korkusu ile yapmaya çalıştığı büyüyü bahane ederek, Mazhar karısını boşar. Artık Nazan, teyzesinin yanında sefil bir hayata yolcu edilmiştir. Mazhar ise Neriman ile evlenir ve oğlu Haldun ile bir mutlu bir hayat sürmeye başlar. Nazan'ın ise başına gelmeyen kalmamıştır. Hayatın bütün tokatlarını yiyen Nazan bir sürü olay sonrasında fahişe olmuştur, kalpazan olmuştur, esrarkeş olmuştur. Lakin oğlunun ve kocasının hatırası olan yüzüğünü parmağından hiç bir zaman çıkarmamıştır; bir hatıra olarak saklamıştır. Mazhar avukatlık işi sırasında bir cinayete kurban gider. Neriman, Haldun'a bir sürü baktıktan sonra bunu sürdüremez. Haldun'a artık Mazhar'ın okul yıllarından arkadaşı Nihat ve onun karısı Hikmet Hanım bakmaya başlamıştır. Haldun'un yüzüne ilk defa güneş doğmuştur. Hatta çocukları olmayan Nihat ve Hikmet'in sonraları bir kızları olmuştur ve Haldun ile nişanlanmıştır. Her şey böylesine yolunda giderken Nazan'da sadece oğlunun etrafında bir dilenci olarak dolanmaktan mutluluk duymaktadır. Lakin bu mutluluğu da fazla görmüştür, eski komşusu Naciye. Bir şekilde Haldun'a annesinden bahsedip para almak isteyecektir. Lakin Nazan, oğlu Haldun'un mutluluğunu kendisinin bilinmesi ile bozulmasından korktuğu için çıkan arbedede Naciye'yi öldürür ve kendisi de intihar eder. Haldun doktordur ve annesinin ölmüş bedeninden tanıyacaktır ve bazı şeyler annesine ne olduğu ile alakadar olarak biraz olsun berraklaşacaktır.
El KızıOrhan Kemal · Everest Yayınları · 202615,2bin okunma
·
29 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.