Vurun Kahpeye, Halide Edip Adıvar’ın ikinci romanı. Kitap idealist bir öğretmen olan Aliye’nin milli mücadele döneminde Anadolu’ya gidip orada öğretmenlik yapmasıyla başlıyor. Aliye idealist olduğu kadar güzelde. Onun güzelliği çevresinde kötü niyetli insanların var olmasına neden oluyor. Aliye’yi kendine isteyenler çoğalıyor ancak Aliye hiç birine yüz vermiyor. O reddettikçe ona kinlenenler öğretmenin kuyusunu kazmaya, onun başına çoraplar örmeye başlıyor. Kuvay-ı milliyeci Tosun Bey bu köye gelip onları Yunan saldırılarına karşı koruyacaklarını ancak haraç alacaklarını söylüyor. Bu sırada Tosun Bey ve Aliye öğretmen birbirine aşık oluyor. Tüm köye nişanlandıklarını duyuruyorlar. Bunu duyan ve çekemeyenler Yunan komutanlara gidip kendi köylerini işgal için yol gösterici oluyorlar. Yunanlar verilen bilgilerle köyü işgal ediyor. Ancak gelen Yunan komutan da Aliye’ye kör kütük aşık oluyor. Aliye’nin sonu beni o kadar üzdü ki okurken ağladım. Halide Edip milli mücadele yıllarında Anadolu’da çok gezmiş. Bu hikayelerin gerçek olması çok yüksek ihtimal. Okuduklarım ruhumu daralttı. Bu yüzden okurken çok zorlandığım bir eser oldu. Konusu çok güzel, kitabın dili çok güzel, karakterlerin işlenişi çok güzel ancak kitap çok gerçek. Halide Edip karakterleri o kadar güzel ve doğru işlemiş, içimizde ki hainleri o kadar güzel tasvir etmiş ki okurken karaktere kinlendim resmen. Belki de bu kadar etkilenmemin en önemli nedeni Hacı Fettah Efendi, Kantarcıların Uzun Hüseyin gibi insanların toplumumuzda hala var olabilmesi. Kendi çıkarları için topraklarını Yunanlara işgal ettirenlerin, kendi çıkarları için ülkelerini sata insanların hala var olması ne kadar acı…