Merhabalar kitapsevenherkes ailesi
Bugün sizlere kapağından itibaren rahatsız eden, düşündüren ve insanın içine karanlık bir his bırakan bir kitaptan bahsetmek istiyorum:
Çiban
Bu kitap bana modern dünyanın parlayan plazalarının arasında kaybolmuş insanları düşündürdü. Herkesin bir kimliği varmış gibi göründüğü ama aslında giderek birbirine benzediği, vicdanını susturduğu bir düzen… Kitap boyunca hissettiğim en güçlü şey buydu: İnsan bazen en büyük çürümeyi dışarıda değil, kendi içinde taşıyor.
“Çiban” ismi bile başlı başına metafor gibi. Görmezden gelinen, üstü kapatılan ama gittikçe büyüyen bir yara… Hikâye ilerledikçe olaylardan çok sistemin insan ruhunda açtığı boşluk dikkat çekiyor. Özellikle güç, teknoloji, kontrol ve kimlik kavramları üzerinden kurduğu atmosfer oldukça karanlık ama bir o kadar da gerçek hissettiriyor.
Kitabın kapağındaki mekanik beyin detayı da bence çok şey anlatıyor. Düşüncelerini kaybetmiş, duygularını algoritmalara teslim etmiş insanlar… Büyük binaların arasında yürüyen ama artık ne hissettiğini bile unutmuş kalabalıklar… Okurken sürekli şu hissi yaşadım:
“Bu distopya gerçekten distopya mı, yoksa yavaş yavaş yaşadığımız hayat mı?”
Hazırladığım görseldeki eski dava dosyaları, Yunanca belgeler ve karanlık plaza fotoğrafını özellikle bu yüzden kullandım. Çünkü kitap bana tam olarak saklanan gerçekleri, üzeri örtülen vicdanları ve sistemin içinde kimliğini kaybeden insanları hissettirdi. Sanki bir kutunun içinden sadece belgeler değil, bastırılmış bir toplum çıkıyordu.
Ayrıca kitabı okurken Kadıköy’de bir kafede arka planda çalan şarkılarla birlikte okumak, kitabın atmosferini benim için daha da etkileyici hâle getirdi. Müziğin o melankolik tonu ile kitabın kasvetli havası birleşince bazı sahneler zihnimde adeta film sahnesi gibi kaldı.
Kitaptaki en sevdiğim karakter ise avukat karakteriydi. Çünkü kitapta vicdan kavramını en güçlü taşıyan kişilerden biri oydu bence. Gücün, sistemin ve baskının içinde kalmasına rağmen doğruyu arama çabası çok gerçek hissettirdi. Bir avukatın vicdanını nasıl kullanabileceğini ve insan kalabilmenin ne kadar zor olduğunu başarılı şekilde yansıtmış.
Tek eleştirim ise karakterlerin fiziksel özelliklerinin zaman zaman fazla detaylı betimlenmesi oldu. Bazı noktalarda dış görünüş anlatımları o kadar ön plana çıkıyordu ki, karakterlerin ruhsal derinliklerinin biraz gerisinde kalabiliyordu. Yine de kitabın oluşturduğu atmosfer ve düşündürdükleri bu durumu benim için geri planda bıraktı.
Bazı kitaplar olay anlatır, bazı kitaplar ise ruh hâli bırakır. Bu kitap ikinci gruba giriyor bence. Sayfalar ilerledikçe sadece karakterleri değil, modern dünyanın ruhsal çürümesini de okuyormuş gibi hissettim.
Eğer sistem eleştirisi, psikolojik gerilim ve distopik atmosferleri seviyorsanız şans verebileceğiniz kitaplardan biri olabilir.