İdrakin Deli Gömleğini Yırtan Deha: Bu Ülke ve Cemil Meriç
10/10
·339 syf.··
2026 200. kitabı
Cemil Meriç’in fildişi kulesinden yükselen o devasa uğultuyu, "Bu Ülke"nin sayfaları arasında aramaya başlamak, aslında bir kitabın kapağını aralamaktan çok, bir ruhun otopsisine şahitlik etmektir. Elinize aldığınız o kağıt destesi değildir artık; o, bir devrin, bir medeniyetin ve en nihayetinde bir insanın kendi iç uçurumlarında yankılanan çığlığıdır. Meriç, "Bu Ülke"de bize sadece bir şeyler anlatmaz, bizi kelimelerin kırbacıyla sarsar, düşüncenin o engebeli yollarında yorulmaya icbar eder. ​Kitabı okurken kendinizi bir sohbetin içinde değil, bir hesaplaşmanın tam ortasında bulursunuz. Meriç’in üslubu, hırçın bir deniz gibidir; bir yandan Batı’nın sığlıklarına demir atmış zihniyetleri yerden yere vururken, diğer yandan Doğu’nun unutulmuş cevherlerini tozlu raflardan çıkarıp önümüze serer. Ama bunu yaparken asla ucuz bir hamasete düşmez. Onun derdi, "idraklerimize giydirilen deli gömleklerini" yırtıp atmaktır. Sağ ve solun, o dar ideolojik kalıpların birer hapishane olduğunu haykırırken, aslında hakikatin hiçbir mahallenin tapulu malı olamayacağını fısıldar kulağımıza. O muazzam bir münzevidir; gözlerini maddeye kapattıktan sonra ruhun o en keskin aydınlığına kavuşmuş, kütüphanesini bir kale gibi tahkim etmiştir. ​"Bu Ülke", bir aydınlanma metni olduğu kadar bir ıstırap belgesidir de. Meriç, her cümlesinde kendi etinden bir parça bırakır kağıda. "Jurnal" tadındaki o keskin notlar, tarihe düşülen notlar ve edebiyata dair o derin sezişler birbirine eklemlenirken, okuyucu olarak sizin de zihninizdeki putlar bir bir yıkılmaya başlar. Batı’yı tanıyan ama Doğu’yu terk etmeyen, Avrupa’nın düşünce atlasında dolaşırken asıl pusulasının kendi toprakları olduğunu bilen bir zekanın, o meşhur "muhteşem maziyi, daha muhteşem bir istikbale bağlayan köprü" olma çabasıdır bu eser. ​Belki de en çok sarsan tarafı, yazarın dürüstlüğüdür. Kendini de eleştirir, kendi yanılışlarını da sergiler. Türk aydınının içine düştüğü o büyük trajediyi, "kendi ülkesinde yabancı olma" halini anlatırken, aslında her birimize bir ayna tutar. O aynada gördüğümüz bazen bir Osmanlı çelebisi, bazen bir Fransız ansiklopedisti, bazen de yurdunu kaybetmiş bir sürgündür. Meriç, kelimeleri birer mermi gibi kullanır; ama bu mermiler öldürmek için değil, uyuyan bir devin uyanması, yani insanın kendi düşünce haysiyetini yeniden kazanması içindir. ​Son sayfayı kapattığınızda, odada bir sessizlik olur ama zihninizde fırtınalar kopmaya devam eder. Çünkü Cemil Meriç, size hazır cevaplar sunmamış, sizi sorulardan örülü bir koridora bırakmıştır. "Bu Ülke", biten bir kitap değil, her okumada yeniden başlayan, her satırında farklı bir yaranıza dokunan, bizi bizle barıştırmaya değil de, bizi hakikatle yüzleştirmeye yeminli o eşsiz hazinedir. O bir limandır; ama sığınılacak değil, içinden fırtınalara açılınacak bir liman.
Edebiyat
Bu ÜlkeCemil Meriç · İletişim Yayınları · 202425,4bin okunma
·
13 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.