Bir grafik romanın beni içine çekmesi için önce çizimlerine inanmam gerekir. Jeremy Perrodeau’nun Pavil’in Sureti tam olarak bunu yaptı. Daha ilk sayfalarda o atmosferin içine düştüm ve uzun süre çıkmak istemedim.
Hikâye, Pavil’in arızalanan uçağıyla Lapyoza adlı küçük bir adaya zorunlu iniş yapmasıyla başlıyor. Burada kaldığı süre boyunca adanın düzenini bozmaması, gündelik yaşama ayak uydurup çalışması gerekiyor. Ama zaman geçtikçe anlıyoruz ki bu küçücük ada devasa sırlar saklıyor. Pavil yalnızca bir medeniyetin tarihini değil, insanlığın en eski meraklarından birini de kurcalıyor: Bizden önce yaşayan uygarlıklar ne kadar ileri gitmiş olabilir?
En sevdiğim tarafıysa anlatının hiçbir yere ait hissetmemesi oldu. Irktan, coğrafyadan bağımsız sanki evrensel bir masal okuyormuşum gibiydi. Çizimleriyle, gizemiyle ve keşif hissiyle çok severek okudum.