Albaya Mektup Yok kitabı beni oldukça etkiledi. Savaşta görev yapmış emekli bir albay, karısı ve oğullarından kalan horoz etrafında geçen bir hikâye anlatılıyor.
Albay her cuma postaneye gidip emekli maaşını bekler, fakat her seferinde “sana mektup yok” cevabını alır. Bu durum onun sabrını ve umudunu gösterirken, aynı zamanda yaşadığı hayal kırıklığını da hissettirir.
Karısı daha gerçekçidir ve horozu satmayı ister. Çünkü hayatları çok zorlaşmıştır. Ancak albay, horozu hem oğlundan kalan bir hatıra olarak görür hem de onun dövüşeceği günü bekler. Ayrıca horoz artık sadece onlara ait değildir; herkesin ilgisini çektiği için albay onu satmak istemez.
Kitapta hem duygusal hem de trajikomik anlar vardır. Bu yönüyle beni hem düşündürdü hem de etkiledi.
Bence kitabın ana fikri de şu: İnsan zor ve umutsuz koşullarda bile umut ederek yaşamaya devam eder, ama bu umut bazen insanı hem ayakta tutar hem de yorar. Albayın sürekli mektup beklemesi ve horoza tutunması bunu çok iyi gösteriyor.
Genel olarak kitabı çok beğendim.