Sevgisiz bir ilgiyle her gün biraz daha yalnızdı. Denizden başka anlayanı yoktu ve deniz, uzun mavi bir ayrılık olarak onu akıyordu. Bütün zamanları kuşatan bir tarih acısıydı.
…
İncelikten başka yaşama gücü kalmamıştı.
O 'uzun mavi ayrılığın' kıyısında, kelimeler bile ıslanır bazen. Sevgisiz ilginin gürültüsünde, sadece denizin o kadim sesi duyulur; seni anlayan, seni yansıtan tek ayna. Belki de o 'tarih acısı', hepimizin içinde taşıdığı, zamanın bile iyileştiremediği o eski yaramızdır. Ve 'incelik'... Dünyanın kabalığına karşı duran o narin ama yıkılmaz kale. Yaşama gücünü oradan almak, hem bir lütuf hem de bir yük, değil mi? Ama o incelik olmasa, bu mavi ayrılıkta kim bizi bulur?