Puan vermedi·283 syf.····Okunma: 15 Mayıs 2026 18:05 Kitabı büyük bir beklentiyle değil, hatta içeriğine hiç bakmadan okumaya başladım. Daha önce Gece Yarısı Kütüphanesi’ni okumuştum ama biraz daha psikolojik bir kitap bekliyordum kurgu olduğunu görünce şaşırdım.
Kitap başlarda çok sürükleyici değildi benim için. Özellikle ilk sayfaları biraz ittirerek okudum diyebilirim. Hikaye sonradan merak uyandırdı. Aslında kitabın temel meselesi oldukça ilgi çekici: İnsan olmak ne demek? Dışarıdan bakıldığında insanların o tuhaf ama bir o kadar da tanıdık hâlleri… Sevme biçimleri, yalnızlıkları, anlam arayışları, kusurları… Özellikle hayata, insan ilişkilerine ya da kendi varoluşuna dair kafasında soru işaretleri olan insanlara “kendine dışarıdan bakma” hissi verebilecek bir kitap.
Bir uzaylının insan kılığına girerek dünyaya gönderilmesi üzerinden insan doğasını anlatmaya çalışması bence kitabın en güçlü yanıydı. Yer yer kişisel gelişim kitabı hissi veren cümleleri de vardı ama rahatsız edecek boyutta değildi. Daha çok insan olmanın karmaşasına dair küçük farkındalıklar bırakıyor.
Ama kitapta beni ciddi anlamda rahatsız eden bir mantık hatası da vardı. (Buradan sonrası spoiler sayılabilir.) Ana karakterin yerine geçen uzaylı, zamanla insani duygular geliştirdiği için görevini tamamlamıyor ve insan olarak yaşamayı seçiyor. Bunun üzerine yarım kalan işi bitirmesi için başka bir uzaylı gönderiliyor ama o da insanlar tarafından öldürülüyor. Ve sonra… hiçbir şey olmuyor. Yani bu kadar önem verdikleri, uğruna insan öldürdükleri bir konu için neden başka kimse gönderilmiyor? Diğer uzaylılar nerede? Açıkçası hikâyenin bu kısmı bana oldukça havada kalmış geldi.
Yine de genel olarak; biraz kendinden uzaklaşmak, insanlara başka bir gözle bakmak ya da kendi varoluşunu sorgulamak isteyenler için farklı bir bakış açısı sunabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.