Puan vermedi·536 syf.····Okunma: 30 Kasım 2023 02:10 Sanırım artık gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki Nar Ağacı, benim en sevdiğim Türk edebiyatı romanı oldu. Bazı kitaplar sadece okunur, bazıları ise insanın ruhunda iz bırakır. Bu kitap bende tam olarak öyle bir etki yarattı.
“İnsan bazen bir yere değil, bir zamana özlem duyar.” Bu kitabı okurken tam olarak bunu hissettim. Nar Ağacı, sadece bir aşk hikâyesi anlatmıyor; kaybolan bir dünyanın yasını tutuyor. Nazan Bekiroğlu’nun dili öyle zarif, öyle şiir gibi ki bazı cümlelerin altını çizmeden geçmek imkânsızdı.
Kitapta savaşın, göçün, ayrılığın insan ruhunda bıraktığı izleri çok derinden hissediyorsunuz. Özellikle karakterlerin iç dünyası o kadar gerçek aktarılmış ki okurken kendinizi onların çaresizliğinin içinde buluyorsunuz. Zehra’nın bekleyişi, Settarhan’ın sessizliği ve yaşanan o büyük kırılmalar uzun süre aklımdan çıkmayacak gibi.
Ben en çok kitabın atmosferini sevdim. Trabzon’un eski zamanları, konaklar, gelenekler, insanların birbirine bakışı… Her şey gözünüzde canlanıyor. Sanki kitap okumuyorsunuz da geçmişin içinde dolaşıyorsunuz. Ama şunu da söylemek lazım; kitap hızlı akan bir roman değil. Daha çok hissederek, sindirerek okunması gereken bir eser. Eğer aksiyon beklerseniz yorabilir ama duyguların içine girmeyi seviyorsanız kesinlikle etkiliyor.
Kitapta geçen:
“Seni kirpiklerimle öldürürüm yar,
aman sakın caymasın.
Öldürürse öldürsün…”
dizeleri ise sanırım kitap boyunca beni en çok etkileyen kısımdı. Bu kadar naif ama aynı zamanda bu kadar yaralayıcı bir sevgi anlatımı uzun zamandır okumamıştım.
Finali ise insanın içine oturan türden… Bazı hikâyeler mutlu bittiği için değil, gerçek olduğu için unutulmaz olur. Nar Ağacı da benim için tam olarak öyle bir kitaptı.