Fakat muhakkak ki, kayıklarla yapılan gezintilerin en unutulmazları, mehtaplı gecelerin saz âlemleri ve o birbirinden güzel gecelerin en emsalsizi, yine muhakkak ki, kısaca "mehtap" denilen, yalnız Boğaziçi'ne mahsus o saz geceleriydi. O gecelerde büyükçe, mesela bir balık kayığına yerleştirilen hanende ve sazendeler, ayın doğduğu sıralarda başlayıp Boğaziçi'nin muayyen noktalarında dura dura ilerleyerek ve sonra yavaş yavaş dönerek, bütün Boğaziçililerin de kendi kayık ve sandallarıyla saz alayına katılmasıyla gittikçe genişleyen bir halka halinde, Boğaz'ın aşağılarına kadar inerlerdi. Gece, mehtapta bu sazı dinleyenler öyle bir cezbeye tutulurlardı ki, bunun belki biraz izahı lazım gelir: Bu kaçgöç ananesinde kadınların ve erkeklerin beraberce saz dinlemelerine imkân yoktu. Bir konsere gitmek âdeti yoktu. Radyo hayallerde bile yoktu. Bu zamanlarda, böyle iyi bir sazın zevkine dalanlardan birçokları da, yalnız gözleriyle sevdiklerini bu vesileyle gördükçe bu mehtap gecelerinin harikulâde kıymetini takdir ederlerdi. Saz onların aşklarını söylerken, hele sazendeler, hele hanendeler birer şiir ve aşk destanı söylemiş olurlar, hele kadın sesleri, hele erkek sesleri lisanın en mahrem kelimelerini duyurmuş olurlardı. Öyle ki, Boğaziçi'ni evvelce görmemiş olup ilk defa gelenler, bu mehtap gecelerini tekin bulmazlar da bunları hayretle, âdeta korkuyla seyrederlerdi. Bütün o zamanlarda, milletin medenî rüşdü, millî terbiyenin ve nezaketin fevkaladeliği, bu gecelerin millî çehresi yüzünden hiçbir sarhoş, sesini duyurtamadığı gibi, ne hanende ve sazendelere ne de kadınların kayıklarına bir müdahalede bulunurdu. Böylece, bu millî saz konserleri, hiç pürüzsüz olarak, mucizeli bir güzellikle sona ererdi. Bu gecelerin mehtap ve musiki karışan hisleri bütün bir ömrün en sihirli hatıraları olarak kalırdı.
Sayfa 30·Kitabı okudu
·1 alıntı·
21 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.