Büyük olaylar ya da hızlı akan bir kurgu sunmuyor daha çok yalnızlığın, sıkışmışlığın ve insanın kendi zihninde kaybolmasının hikayesini anlatıyor. Ama bunu öyle sakin ve boğucu bir atmosferle yapıyor ki kitabı bitirdiğimde üzerimde hala o kapalı odaların havası vardı. Roman boyunca karakterin iç dünyasına çok yakın hissediyoruz kendimizi. Özellikle şehirle, bedenle ve geçmişle kurduğu ilişki oldukça rahatsız edici ama bir o kadar gerçek geldi bana. Fernanda Trías’ın dili sade olsa da satır aralarında yoğun bir karanlık taşıyor. Bitirdikten sonra kolay unutulacak bir roman değil. Gürültüsüz ama etkili ilerleyen, insanın içini hafifçe sıkan edebiyat kitaplarını sevenler için güçlü bir deneyim sunuyor. Özellikle karakter odaklı ve psikolojik yoğunluğu yüksek hikayeleri seven okurların seveceğini düşünüyorum.