Gönderi

Birinci Cildin Kapanış Değerlendirmesi :)
Puan vermedi·472 syf.·
2026 38. kitabı
Kitabın değerlendirmesine geçmeden önce Robert Musil'den birkaç cümle ile bahsetmenin yönlendirici gücü olduğuna inanıyorum. Musil Avusturyalı romancı, öykücü ve deneme yazarı. Askeri okulda başlayan eğitim hayatı ardından mühendislik ile devam ediyor. Sonrasında matematik, felsefe, fizik, psikoloji alanlarında doktora yapıyor. Düşünsel olarak rejime karşı çıktığı için Nazi döneminde eserleri yasaklanıyor, İsviçre'ye sürgün ediliyor. Eserini tamamlayamadan burada yaşamını yitiriyor. Kitabın ana karakteri niteliksiz adam Ulrich ile biyografik paralellik dikkat çekiyor. Çünkü bu çok katmanlı entelektüel formasyon, doğrudan doğruya Niteliksiz Adam’ın düşünsel mimarisine de yansıyor. Niteliksiz Adam 'a dönecek olursam; Robert Musil'in 1921 yılında 1942 yılına kadar üzerinde çalıştığı, 2100 sayfa içerikli devasa baş yapıt. Elimdeki serinin dördüncü kitabı ölümünden sonra esi tarafından, ardında bıraktığı notlardan derlenerek yayımlanmış. Kitap 'deneme roman' türünde yazılmış ve olay örgüsü dışında; matematik ve doğa bilimleri, felsefe ve epistemoloji, siyaset bilimi ve sosyoloji, psikoloji ve psikiyatri, hukuk bilimi ve felsefesi, sanat ve mistik ögretiler gibi alanlarda ilerliyor. Her bölüm sistematik bir okuma, derin analiz, düşünsel egzersiz ve entelektüel bir hesaplaşma içeriyor. Dili oldukça ağır ve anlaşılmak istiyor. Niteliksiz Adam’ın birinci cildinin yüzeysel konusu 1913 yılında Viyana’da geçer. Ana hikâye; Avusturya Macaristan İmparatorunun 70. yıl saltanat dönümü yaklaşmaktadır ve aynı yıl Alman İmparatoru Wilhelm'in de 30. saltanat yılı kutlanacaktır. Dönemde hâlâ monarşiyle yönetilen Avusturya Macaristan İmparatorluğu seçkinleri, Almanya'ya karşı milli şuur ve milliyetçilik anlayışı ile farklı ve bütün Dünya'ya örnek olacak bir kutlama planlamak için komite oluşturur. Bu gizli eyleme ise 'Paralel faaliyet'ismini verirler. Musil ise; bu oluşumu ve toplumsal kurumları bir laboratuvar çalışması titizliğinde parçalara ayırıyor. Paralel faaliyetle çökmekte olan bir medeniyetin zihinsel otopsisini çıkarıyor. Roman boyunca siyasî elitler, aristokratlar, bürokratlar, sanayiciler, mistikler, milliyetçiler ve entelektüeller aynı masaya oturur; fakat ortak bir hakikat üretmek yerine kendi ideolojik körlüklerini ve inançlarını diğerlerine empoze etmeye çalışırlar. Okuma ritmine göre hikayeye dahil edilen her yan karakter bir kavramın; psikolojik analizi ve olasılıklar çıkmazı altında ezilmesini temsil ediyordu. Karakter arasında ortaya çıkan antagonist çatışma roman boyunca rasyonel bilimler ile metafizik arasındaki soğuk savaşı derinden hissettiriyor. Parçalarına ayırdığı analitik ve rasyonel dünya görüşünü bile kendi içinde diyalektik materyalizm ile karşı karşıya getiriyor.Çıkan bu yeni felsefi alanı insan ruhuna, aşka, ahlaka ve inançlara yansıyor. Geride bu zihinsel labirentte yolunu bulmaya çalışan bir okuyucu bırakıyor. Bana göre bu labirentte romanın anlaşılamaz ve zor kabul edilen yapısının temelini idealist ve tinsel evrenselci yapı ile rasyonalist/materyalist dünya görüşünün kronikleşmiş çıkar mekanizmasının gerilimi meydana getiriyor. Musil’in ele aldığı her bir ideolojiye ve bilime öylesine şüpheci yaklaşması, benim için bu devasa yapıtın sunduğu zihinsel uyarılma ve tatmini sağlayan ana başlık oldu diyebilirim. Mutfakta hazırladığı determinist dogmalar ile harmanlanmış olasılık duyusu tabağını karakterlerle bütünleştirerek servis etmesi ise bu muhteşem zekanın sihri gibi. Çünkü Ulrich hiçbir kimliğe, ideolojiye veya rejimine tamamen teslim olmadığı gibi inkar da etmiyor. Romanın ana karakteri Ulrich; eski bir subay, matematikçi, bilim insanı ve istese büyük başarılara imza atacak oldukça donanımlı bir entite. Onun niteliksizsizligi ise eksiklik değil toplumun dayattığı ' rol modellerine' tepki olarak oluşturduğu bir kimlik. Komitedeki temsili görevi ise babası tarafından yönlendirildiği ironik bir rastlantı. Siyasetçilerin, aristokratların ve iş insanlarının büyük idealler peşinde koşarken düştükleri acınası durumlarını -laboratuvar farelerini- inceleyip test etmek görünmez pelerini. Her şeyi hücresine kadar analiz eden zihni, onun eyleme geçmesini, bir şeye körü körüne inanmasını engelliyor. Sosyolojik konuma yerleştirince paralel faaliyetin dışında bırakılan 'Toplum' u temsil ediyor. Diotima (Hermine Tuzzi) Romanın en önemli kadın yan karakteri. tinsel uyanış sembolü, dünya barışı sloganı temsilcisi, ruhsal duyulara oynayarak kültürel ikiyüzlülüğü ve idealize yaşamı destekleyen, sınıfsal çıkar ortaklığına önderlik yapan figür. Bir tür ruhban sınıf temsili. ! Siyasi kararların alındığı arka odalara erkeklerin dünyasına doğrudan giremiyor. Ama farkında olmadan sermayenin ve devletin çıkarlarına hizmet ediyor. Çürümüşlük medeniyetinin sözde kurtarıcı görevi ile milliyetçi bir ideolojik maske görevi görüyor. Arnheim ise kesinlikle rasyonel meteryalist kapitalizmin temsilcisiydi. Diotima karşısında en güçlü antagonist karakter olmasına rağmen aralarında büyük bir çekim var. Bence Musil’in asıl dehası burada; Karakterlerin temsil ettiği şeyler sürekli birbirine sızıyor. Diotima heyeti tinsel amaçlar uğruna topladığını sanırken Arnheim tamamen ekonomik çıkarların üzerinden mistik gösteri yaparak sisteme dahil olur. Musil, Arnheim üzerinden sınıfsal ayrımın ve kast sisteminin ikiyüzlülüğüne ayna tutar. Her halde adam sanayi kapitalisti gibi davranıyor.Musil kapitalist iktidarın yalnızca sermayeyi değil, kültürel, ruhsal, siyasal bütün sistemleri ele geçirdiğini iddia ediyor ki; Arnheim romanda herkesin hayranlık duyup önünde ceketini ilikledigi bir karakter olarak karşımıza çıkıyor. Eski medeniyetin çöküşündeki yeri ise 20. yüzyılda artık gücün aristokratların veya siyasetçilerin elinden çıkıp, küresel sermayeyi ve endüstriyi elinde tutan şirketlere geçmeye başladığının ilanı. Romandaki diğer yan karakterler; Walter ve Clarisse: Ulrich'in çocukluk arkadaşları. Ulrich'e Niteliksiz Adam ismini veren Walter; bütüncül, hassas, estetik ve romantik bir birey. Ulrich’in analitik zekâsı Walter’ın bütünlüğünü tehdit ediyor. Eşini Ulrich'den kıskanıyor. Girard'ın teorisi üçgen arzunun karakter yansıması diyebilirim. Clarisse ise bence romandaki en tehlikeli ve gerçek bilinçlerden biri. Mistik sınırsızlik, elitizm maskesi altında erotik taşkınlık, Nietzsche'nin 'üst insan' modeline saplantılı derecede bağlı biri. Leinsdorf: paralel faaliyeti resmi olarak başlatan, kendi içinde çelişkili, çağın gerisinde kalmış en yüksek rütbeli devlet adami. Milliyetçilik söylemleri ile modern insanın çürümesinin önüne geçeceğini sanan geleneksel karakter. Komiteden kişisel çıkar sağlamak ise bir numaralı amacı. Hans Sepp ve Gerda Fischel: Alman ırkçılığı, faşizm ve antisemitizmin kurucu ayak sesleri gençlik hareketı karakterleri. Musil, bu karakterler üzerinden I. Dünya Savaşı'ndan yıllar sonra Avrupa'yı kana bulayacak olan Nazizmin ve antisemitizmin psikolojik tohumlarını teşhis ediyor. Moosbrugger: Fahişeleri katletmek suçundan hapiste olan ancak aklı dengesinin akıbetine bir türlü karar verilmediği için kesin hüküm alamayan yan karakter. Medeniyetin çürümesinde bastırılmış dürtülerin, zincire vurduğu kendi karanlık yönlerinin sisteme dahil olması. Romanda en rahatsız eden karakter. Uygarlığın dışına attığımızı sandığımız bilinçdışında sakladığımız tabu sempatilerimiz. Hukuk kurallarının çaresiz kaldığı alan. Bonadea: Ulrich'in metreslerinden biri. Saygın, üst sınıf mensubu ve evli bir kadın. Burjuva ahlakının beden ve ruh arasındaki gizli çatışması ve ikiyüzlülüğünün temsili. Musil'in birinci ciltte üzerinde durduğu genel Paralel faaliyet planında birbirini aynı anda besleyip nötrize eden birçok dünya görüşü gölgesinde kalıyor. Musil’in dünyası okuyucusunu Sartre ve Kierkegaard gibi varoluşçu filozoflara yakın bir yerden yakalıyor. İnsanın önünde sonsuz seçenekler olduğu ve bu seçenekler karşısında duyulan kaygının yarattığı felç olma hali ile örtüşüyor. Musil’in olasılık düşüncesine yaklaşımı, modern fiziğin determinizmi sarsan yeni paradigma değişimleriyle de paralellik taşıyor. Birinci cildin sonunda geriye yalnızca çökmekte olan bir Avrupa değil; düşünme kapasitesi arttıkça eylem yetisini kaybeden modern insan kalıyor. Ve dikkat ederseniz romanın hiçbir karakteri tam sağlıklı ego'ya sahip değil. Kıskanç,öz benci, çıkarcı tipler. Musil ’in dünyasında bu kriz, hakikatin yokluğundan değil; insanın artık aynı anda çok fazla kavrama maruz kalmasıyla ortaya çıkıyor. Bu tabloya psikopatolojik olarak toplumun parçalanmış benliğini temsil eden karakterlerin pragmatik yapısı eklenince Musil’in eleştirisi daha da sertleşiyor. idealistler çıkarcı, rasyonalistler mistik, ahlakçılar arzulu,milliyetçiler güvensiz,entelektüeller kararsız, devlet adamları yönsüz, köleler itaatkar ve asi bir davranış sergiliyor. Bu harika yolculuğun ikinci cildine geçerken zihin sepetime attıklarım genel hatlarıyla bunlar oldu diyebilirim. Umarım kitabı okumak isteyenlere farklı bir perspektif sunar.
Alıntı
Niteliksiz Adam 1Robert Musil · Aylak Adam Yayınları · 20181,387 okunma
··
2.177 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Olamaz böyle bir şey👏
H.A
Gönderi Sahibi
Senin gibi iyi bir okurdan bunu duymak harika 😇
👏🏻Yine döktürmüşsün :)
H.A
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim Murat... 😊