2. Abdülhamid zamanında, boğazdan tekneyle karşıya geçerken tam boğazın ortasında (doğuyla batının kesiştiği noktada) doğmuş Venüs. Üstelik padişahın teknesi de hemen yanlarından geçerken padişah da şahit olmuştur buna. Teknede, doğum yapan kadının dışında üç kişi daha vardır. Venüs'ün Batı görmüş sosyetik halası, onun kendisi kadar tuhaf ve çetrefilli hayatı olan dadısı ve İstanbul'a göç ettikten sonra alengirli işlere bulaşmış olan Venüs'ün babası. Doğum denizin içinde olur çünkü annenin debelenmeleri sırasında tekne alabora olmuştur ve Venüs gözlerini denizin içinde açar. O artık bir denizkızıdır. Yani, mesela yani...
.
Böyle başlıyor roman. Doğum sırasında yaşananları anlatırken Venüs, bir anda babasının, annesinin, halasının ve dadısının hayatlarına yoğunlaşıyor. Öncesini ve sonrasını aktarırken ara ara tekrar doğum sahnesine geri dönüyoruz. Yani, sürekli zamanda ileri geri oynayan tam bir sinematografik anlatım. Konusuna ve kurgusuna bayıldım. Hele anlatım tarzına...
.
Yer yer büyülü gerçekliğe kayan, zaman zaman tarihi roman kılıfına bürünen, bir ara bilim kurguya uğrayıp geçen, bazı bölümlerde polisiyeye selam çakan, fantastik ögeleri es geçmeyen, arka planında devrin siyasi ve sosyal atmosferinin aktığı harika ve dört dörtlük bir roman.