Agnes Grey, Anne Brontë’nin ilk göz ağrısı, ilk kitabı. Zaten topu topu üç tanecik eseri var ve ikisini okumuş olmaktan dolayı çok mutluyum. Kitaba geçmeden önce, hüzünlü hikayesiyle kalbime dokunan Anne Brontë’den biraz bahsetmek istiyorum.
1820’de Yorkshire’da, altı çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak doğdu. Babası yoksul bir din adamıydı ve Anne yaşamının büyük kısmını onun cemaatinin bölgesinde geçirdi. Annesini henüz çok küçükken muhtemelen kanserden kaybetti. Ardından iki büyük ablası tüberkülozdan hayatını kaybetti. Kalan kardeşlerin edebiyata olan tutkusu ve yeteneği ise aralarında hem kopmaz bir bağ hem de bir kara kedi oldu.
Anne, uzun yıllar mürebbiye olarak çalıştı ve bu süreçte Agnes Grey’i yazdı. Ancak basılan ilk eseri, kardeşleriyle birlikte takma isimlerle yayımladıkları şiir kitabıydı. Hayatındaki en büyük yara izlerinden biri, babasının yardımcısı rahip William Weightman’e duyduğu aşktı. Bu aşk, Weightman’in henüz 26 yaşında koleradan vefat etmesiyle yarım kaldı. Anne de 1849 yılında, henüz 29 yaşındayken ablası gibi tüberkülozdan vefat etti.
Agnes Grey, yayınlandığı dönemde ablası Charlotte'ın eseri Jane Eyre ile çok karşılaştırıldı ve onun yanında "daha az dramatik" bulundu. Oysa Agnes Grey, fazlasıyla otobiyografik, yazarın kendi ruhunun yansımasıydı. Anne, aranan o yüksek dramayı zaten kısa süre sonra yazacağı ikinci romanı Wildfell Konağı Kiracısı ile edebiyat dünyasına fazlasıyla sunacaktı. Wildfell Konağı Kiracısı#97062570
Romanı okuyanlar görecektir ki Agnes ile Anne Brontë’nin yaşamı neredeyse ikiz gibi. Ben size romanın olay örgüsünü değil, bana hissettirdiklerini anlatmak istiyorum. İkinci romanının aksine Agnes Grey; bana bir bahar günü, ikindi saatlerinde, durgun ve masmavi bir gölün kıyısında kitap okuyormuşum hissi verdi.
Agnes’in metanetli, hırslı değil ama sebatkar karakteri; her duyguyu ve olayı sakinlikle göğüslemesi, aşık olduğunu bile çok naif bir şekilde fark edip anlatması benim için çok değerliydi. Roman büyük iddialar taşımıyor, sarsıcı itiraflarda bulunmuyor. Ancak insan doğasına dair ince bir ruhun gözlemlerini, doğaya ve şiire olan sevgisini duru bir dille fısıldıyor. Doğru bir beklentiyle yaklaştığınızda sizi kesinlikle mutlu edecek bir klasik. Brontë kardeşlerin en küçüğü ve gölgede kalmış şanıyla haksızlığa uğrayanı Anne’e mutlaka bir şans verin.