Suç ve cezayı yeni bitirdim ve sıcağı sıcağına hemen yazmak istedim.
Bu kitabı Dostoyevski, psikolojisinin oldukça çalkantılı, sıkıntılı olduğu dönemde yazmış. Yani kendi ruhsal durumunu başkahramanımıza da yansıtmış olduğunu düşünebiliriz. Dostoyevskinin biyografisini yazan H.E. Carr “Her gün giyeceklerinin ya da süs eşyalarının karşılığı olarak onu açlıktan kurtaracak birkaç thaler alma umuduyla rehincileri dolaşıyordu. Bu katı kalpli tefecilerin Raskolnikov’un kurbanının ilk modelini oluşturmuş olmalı” diyor.
Yani her şeyden önce Dostoyevski’nin yaşamının, kişiliğinin, durumunun izlerini barındıran bir kitap. Zaten psikolojik tahliller öyle başarılı ki katilin gerçekten Dostoyevski olup olmadığı konusunda şüpheye düşebilirsiniz. Katilin psikolojik durumunu başarıyla okuyucuya geçirdiği için kitaptaki kasveti yüreğinizde hissedebiliyorsunuz.
Suç nedir? Suçta hakkaniyet aranabilir mi ?
Yazarımız “Haklı suçlu” var mı? Kavramını bizlere düşündürüyor. Yani şöyle Rodion Romanoviç Raskolnikov cinayetten pişman değil. Yaşadığı bu acılar başka başka sebeplerden kaynaklanıyor. İşte bu noktada “haklı suçlu ya da haklı suç” olup olmadığını sorgulatıyor.
İnternette dolaşırken bu kitap hakkında birinin şöyle bir yorumuna denk geldim. Yorumda Dostoyevskiyi cani olarak suçlamış ve bu da yetmediği gibi basıldığına nasıl izin verildiğine şaşırmış.
Sizleri bu nokta da uyarmalıyım. Bu kitap böyle basit bir zihniyetle yorumlanamaz. Bu eseri farklı gözle okumak gerekiyor. Bu şekilde bakarsanız eğer inan ki çok şey kaybedersiniz.
Ben daha fazla uzatmak istemiyorum. Üzerine çok şey yazılmış, tartışılmış olan bu muhteşem eseri okumamak ciddi bir kayıptır bana göre. Okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Keyifli okumalar dilerim.