Cihat Burak çok geç keşfettiğim bir yazar oldu maalesef. Kitapta 1940-1970ler arası yazılmış 18 öyküsünü okuyoruz yazarın.
Öykülerin tamamı; geçmişe özlem, bireyin varoluş sancıları, kadınların toplumdaki yeri, siyasi hiciv, insanın doğaya verdiği zarar (yer yer anti-hümanist ya da post-hümanist bir bakış da denebilir), doğum–yaşam–ölüm gibi ortak temalar etrafında şekillense de, her öyküde bambaşka bir anlatım tarzı kullanılmış. Gotik, sürrealist, tarihsel, bilimsel, masalsı ve fantastik ögeler bir araya geliyor.
Anlatı yer yer okuyucunun gözünde bir tablo gibi canlanıyor. Bunda elbette Cihat Burak’ın aynı zamanda çok iyi bir ressam olmasının ve uzun yıllar mimarlık yapmasının da büyük etkisi var diye düşünüyorum.
Bahsettiğim temalar ilginizi çekiyorsa mutlaka şans verin derim. Beni çok etkiledi ama herkese rahatlıkla önerebileceğim bir yazar da değil.