İran şiirini bir de benim övmem gereksiz.
Birkaç element (gül, bülbül, bahçe, Rüstem, Ehrimen, kara saç, vs. mazmunlar) etrafında bu kadar büyük bir deryanın oluşturulabilmesine şaşıyorum. İranî bir edebiyat diyebileceğim bizdeki divan şiirinden de aşina olduğumuz gibi, eski İran şiiri, sözgelimi toplam bir avuç farklı çizgi kullanılarak çizilebilen sonsuz sayıdaki şekillere benziyor. İman ve kâfirlik arasında hayta ve hınzır bir cambazlık…
Orta, Batı ve Güney Asya’nın kültürel patronu olan, çok eksi bir dilden söz ediyoruz. Devletler yönetmiş bir dilden. Bu dille yazılan modern şiirlerin de başarılı “mirasyedi”ler olmaları kaçınılmaz.
Gel gör ki aramıza tercümanlar girmek zorunda. Bu peçenin varlığına rağmen, ardındaki güzellik anlaşılıyor.