Puan vermedi·176 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Mayıs 2026 20:05 Bir gazetenin hiç çıkmamak için hazırlanması kadar grotesk çok az şey vardır. Ben sanırım kitabın en çok bu fikrine takıldım. Çünkü bu, sadece medya eleştirisi değil insanlığın kendine kurduğu tiyatronun özeti gibi. Herkes bir şey yayımlıyor, bir şey anlatıyor, bir şey kanıtlamaya çalışıyor ama çoğu zaman amaç gerçek değil. Amaç güç. Amaç korku. Amaç masada görünmeyen eli hissettirmek.
Sıfır Sayı bana cilalı bir entelektüellik sunmadı. Aksine, eski sigara dumanı kokan odaları, gecikmiş hayatları ve zihinsel çürümeyi gösterdi. Ve ben bunu seviyorum. Çünkü bazı kitaplar insanı büyülemez insanın yakasına yapışır.
Colonna’yı okurken sürekli şunu düşündüm: Bazı insanlar hayata geç kalır. Ne tam başarısızdırlar ne de gerçekten yaşamışlardır. Arada sıkışıp kalırlar. Toplum onları “idare ediyor” sanır ama içten içe çürümektedirler. Colonna bana biraz bunu hissettirdi. Özellikle modern şehir insanını. Kahvesini içen, haber okuyan, gündemi takip eden ama ruhu çoktan yorulmuş insanları.
Kitaptaki komplo meselesi de ilginçti benim için. Çünkü Eco burada düz bir “komplo teorisyeni delidir” anlatısı kurmuyor. Tam tersine, insanı rahatsız eden bir gri alan bırakıyor. Tarihe bakınca zaten bu çok gerçekçi. Dünyada perde arkasında dönen şeylerin sayısı her zaman insanların tahmin ettiğinden fazla oldu. İktidar dediğin şey hiçbir zaman tamamen şeffaf olmadı. Roma senatosundan bugünün medya patronlarına kadar aynı damar sürüyor. Sadece kostümler değişiyor.
Ben kitabı okurken en çok şunu hissettim: İnsanlar artık gerçeği aramıyor. Kendilerine uygun hikayeyi arıyorlar. Bu yüzden medya bu kadar güçlü zaten. Çünkü çoğu insan düşünmekten çok inanmak istiyor. İnanç daha konforlu. Gerçek ise rahatsız edici. Eco bunu çok acımasız bir sakinlikle anlatıyor.
Bir de kitabın atmosferinde tuhaf bir çürüme estetiği var. Her şey biraz eski, biraz yorgun, biraz kirli. Ama yapay değil. Böyle steril romanlardan sonra bu bana daha gerçek geliyor. Çünkü dünya gerçekten de çoğu zaman estetik değil düzensiz, yıpranmış ve gri.
Felsefi tarafıysa bence kitabın en güçlü yanı. Eğer bilgi manipüle edilebiliyorsa, insanlar hangi noktada özgür iradeye sahip oluyor? Ya da şöyle sorayım: Düşüncelerimizin ne kadarı gerçekten bize ait? Haberler, manşetler, televizyonlar, algoritmalar… İnsan zihni belki de sandığından çok daha kolay yönlendiriliyor. Bu düşünce bana kitabın en karanlık tarafı gibi geliyor.
Ve dürüst olmak gerekirse Eco’nun beni etkileyen tarafı şu oldu: O bağırmıyor. Dünyanın korkunç olduğunu dramatik cümlelerle anlatmıyor. Sadece perdeyi biraz aralıyor. Geri kalan dehşeti insan kendi görüyor zaten.