Gönderi

10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2026 132. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 01:02
"SAKARYA MİTİ" "Tek bir ağaç gölgesi olmayan, bir avuç suya hasret çekilen, bir kaşık sıcak yemek yemeden, bu kavurucu yaz sıcağında, gece gündüz sekiz gün boğuşmasına rağmen Türk askerinde henüz bir çözülme emaresi yoktu." 22 gün 22 gece... Bu süre, dünya savaş tarihinin en uzun meydan muharebelerinden birine sahne oldu . 23 Ağustos 1921'de başlayan ve 13 Eylül 1921'de sona eren Sakarya Meydan Muharebesi, Türk milletinin "ya istiklal ya ölüm" parolasını tüm dünyaya haykırdığı anların adıdır. Bugün Sakarya denildiğinde, sadece bir nehir, sadece bir coğrafya anlaşılmasın. Sakarya, bir milletin yeniden dirilişinin adıdır. Zor zamanlar... İnsanın içini kemiren, ufku karartan o anlar. Öfkeli rüzgârların, barut kokusunun ve nihayetinde şafak güneşinin adıdır. Bu topraklar, ölümle kalımın burun buruna geldiği, kaderin saatlerini belirleyen o mukaddes köprüdür. Havasında ölüm kokusuyla barut kokusu iç içe geçmiştir. Ve en sonunda, bütün o karanlığı yırtan bir şafak güneşi vardır. Emekli bir komutanın disipliniyle yazılmış, ancak bir romancının hassasiyetiyle akıp giden eser, Türk Kurtuluş Savaşı’nın en kırılgan anına ışık tutuyor. Başkomutan Mustafa Kemal, 27 Eylül 1921’de, Alagöz Karargâhı’ndan Batı Cephesi Ordusu’na şu emri verdiğinde, aslında bir çağın kaderini yazıyordu: “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır! Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.” Bu sözler, bildiğimiz savunma anlayışını yıkan bir devrimdir. Artık çizgilerle belirlenmiş siperler yoktur. Artık “buraya kadar düşman, ötesi bize” diyecek bir harita çizgisi kalmamıştır. Savunulacak olan şey, bütün vatandır. Her karış toprak, üzerine düşen her damla kana kadar kutsaldır. Kitapta önemli bir yer tutan konulardan biri de Mustafa Kemal'in Sakarya öncesinde İstiklal Mahkemeleri'ni kurma kararıdır. Yazar, bu mahkemeleri sadece bir cezalandırma mekanizması olarak değil, aynı zamanda firar ve umutsuzluğa karşı psikolojik bir hazırlık süreci olarak yorumlar. "Tek bir firarinin birliğin moralini nasıl çökerttiğini" anlatan satırlar, askeri disiplinin zaferdeki belirleyici rolünü ortaya koyar. Yazara göre cephe iki safhalıdır: İnsanlar ve silahlar. Bu iki unsura hâkim olabilme gücü ve yeteneği olmadan zaferin imkânsız olduğunu vurgular. Yazar, Sakarya Muharebesi'ni bir "mit" olarak adlandırmakla aslında bu savaşın Türk milletinin hafızasında nasıl efsanevi bir yer edindiğini ve bu efsanenin ardındaki somut askeri gerçekleri göstermeyi amaçlar. Muharebeyi gün gün, hatta saat saate takip eden bir kronolojik anlatım tercih etmiş. Bu sayede; Her günün sabahında komutanların karşılaştığı tabloyu görüyoruz, Keşif raporlarını ve taktik kararları anlık olarak takip ediyoruz, Düşmanın hamlelerine karşı verilen cevapları stratejik bağlamıyla birlikte değerlendiriyoruz. Gözü kara bir azim ve irade karşısında her şey dayanamayıp yıkılır. Tarih bunun şahididir. Ne ordular ne silahlar ne sayı üstünlüğü, bir milletin yüreğindeki o amansız karşısında varlık gösteremez. Ancak unutmamak gerekir: Cephe iki safhalıdır. Birinci safha insanlardır – o cephede nefes alan, koşan, düşen, kalkan Mehmetçikler. İkinci safha silahlardır – cephane, tüfek, top, mermi. Ve işte asıl mesele şu köprünün tam üstünde düğümlenir: Bunlara hâkim olabilme gücü ve yeteneği olmadan, olmaz! Yalnız cesaret yetmez. Yalnız vatan sevgisi yetmez. Ne insanı ne silahı tek başına konuşturabilirsin. İkisine birden hükmedecek bir irade, bir strateji, bir kumanda ve bir yürek gerekir. Mustafa Kemal’in işte bu yüzden adı “Başkomutan”dır; o, insanı da silahı da aynı potada eritip “zafer” diye bir cevher dökmeyi bilmiştir. Ve o emir, sadece bir askerî talimat değil; bir ulusun tapu senedidir. Her karış toprak, kanla ıslanmadıkça terk olunamaz. İşte bu yüzden Sakarya yalnız bir savaş değil, bir duadır. Bir yemindir. Ve sonsuza dek yazılacak bir destandır. · Stratejik üstünlük Türk ordusuna geçti. Bu zaferle birlikte Türk ordusu stratejik savunmadan stratejik taarruza yöneldi . · Yunan ordusu, artık stratejik saldırı yapma gücünü kaybetti . · 1683 Viyana bozgunuyla başlayan 238 yıllık çekilme, Sakarya'da durdurulmuş oldu. Tarihçi İsmail Habip Sevük bu durumu veciz bir şekilde ifade etmiştir . · Siyasî sonuçlar kısa sürede kendini gösterdi. Fransa ile Ankara Anlaşması imzalandı, İtalyanlar Anadolu'dan çekildi . · Mustafa Kemal Paşa'ya, bu zaferin ardından TBMM tarafından "Gazi" unvanı ve "Mareşal" rütbesi verildi . Atatürk, bu muharebeyi "Subay Savaşı" olarak tanımlamıştır . Rakamlar bu tanımı doğrulamaktadır: Ön safta çarpışan subayların yüzde 80'i şehit olmuştur . 42. Alay'ın bütün rütbeli subayları şehit düştüğü için alayın komutasını bir yedek subay üstlenmişti. 4. Tümen'in hücum taburunda ise yalnızca bir subay kalmıştı . Atatürk, muharebeyi aynı zamanda "Sakarya Melhame-i Kübrası" (Büyük Kan Seli) olarak nitelendirmiştir . Gerçekten de Sakarya Nehri'nin suları, bu toprakları vatan yapan şehitlerin kanıyla yoğrulmuş, adeta kızıla boyanmıştır . Sakarya Miti, Kurtuluş Savaşı’nın en kırılgan anına ışık tutan, rehber niteliğinde bir başvuru kaynağıdır. Eğer sadece "ya mustafa kemal’im" duygusuyla bir kahramanlık romanı arıyorsanız, kitap size ağır gelebilir; ancak "Bu zafer nasıl kazanıldı? Hangi gün ne kararı alındı?" sorusunun cevabını merak ediyorsanız, bu eser benzersizdir. Okurken elinizin altında bir Türkiye haritası ve Sakarya bölgesini gösteren bir kroki bulundurun. Kitapla Kalın.
Edebiyat
Sakarya MitiOsman Pamukoğlu · İnkılap Kitabevi · 013 okunma
·
47 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.