Kıyas yapacağım; Kafka'nın Milena’ya Mektuplar 'ındaki umutsuzluk yerine Halil'in Mary'e mektuplarında kırgınlıklara rağmen hep umut var. Ve hayatın olağanlığı... Tabi bir de Mary'nin cevaplarının olması arada gerçeklik hissini artırıyor bu sevginin. Milena sanki daha platonik kalıyor gibi. Ya da ben büyümüş de olabilirim. Çünkü bir zaman Kafka'nın Milena'sı olmak istemiştim ama duamıza dikkat etmek gerek; şimdilerde Halil'in Mary'si olmayı daha çok isterim. Daha nefes alınabilir bir sevgi.
Yaptıklarının lutfu yerine yapabileceklerinin ve henüz yapamadıkladının sancısını çekmek... Şey değil mi bu, anksiyete? Gelecek daha gelmeden gelmesini arzulamak ama gelen geleceğin geldiği an geçmiş olmasından mütevellit bir sonraki geleceğin gelmesi için yeniden duyulan arzu ve bunun bitmek bilmeyen döngüsü... (yazıyor olmasam aynı cümleyi tekrar kuramayabilirdim :)) Yoruldum ben. Yapabileceğimi bildiğim yapabileceklerimin, yaptığımı bildiğim yaptıklarımı gölgelemesinden. Yine bir yalnız değilmişim hissi ve yine anına denk gelen kitap, yazar... Hissettiklerimi hisseden insanlar varmış. Bir sonraki kadehimi gerçekleşmesinden korktuğum için kendimi sabote ettiğim potansiyelime kaldırmak istiyorum.
Keyifli okumalar.