Fourth Wing bu yıl beni tekrar fantastik edebiyata döndüren kitap oldu. Kitap sadece fantastik bir dünya sunmuyor; bana o eski okuma heyecanını tekrar hatırlatıyor. Hani gece “bir bölüm daha okuyayım” deyip saatlerin geçtiğini fark etmediğin o his var ya… tam olarak onu yaşattı bana. Karakterlerle bağ kurmayı, teoriler üretmeyi, bir dünyanın içine tamamen kaybolmayı özlediğimi fark ettim okurken. Ve bu hisleri yaşarken elbette çevirmen Elif Dinçer’in hakkını yemeyelim. Orjinal dilinde okumadım ama kitabı hissediyorsam çevirmenin emeği göz ardı edilemez
Evet, klişeler var. “Enemies to lovers” dinamiği, karizmatik ve tehlikeli erkek karakter, özel ama kırılgan başrol kız, akademi ortamı… Bunların hepsini daha önce başka kitaplarda da gördük. Ama mesele zaten burada başlıyor: Rebecca Yarros bu klişeleri utanmadan kullanıyor ama onları inanılmaz akıcı bir anlatımla yeniden parlatıyor. Kitap kendini asla “fazla ciddi” göstermeye çalışmıyor; tam tersine, duyguyu ve sürükleyiciliği merkeze koyuyor. Bu yüzden okurken sürekli bir hareket hissi var. Sayfalar akıyor resmen.
Bence kitabın en büyük başarısı “edebi olarak kusursuz” olması değil; seni tekrar heyecanlandırması. Bazı kitaplar teknik olarak mükemmeldir ama hiçbir şey hissettirmez. Bu kitap ise tam tersi: seni içine çekiyor, bağımlılık yaratıyor, karakterleri özletiyor ve fantastik dünyaların neden bu kadar sevildiğini yeniden hatırlatıyor.
Dördüncü KanatRebecca YarrosElif Dinçer